ISSN (Online): 2602-4438

© Klinik Psikoloji Araştırmaları Derneği

Klinik Psikoloji Dergisi (KPD)
KPD, klinik psikoloji başta olmak üzere ilişkili diğer alanlarda (örn., gelişim psikolojisi, nöropsikoloji, bilişsel psikoloji, sağlık psikolojisi, psikometri) gerçekleştirilen çalışmalara yer veren hakemli ve açık erişim bir dergidir. Yılda üç kere (Nisan, Ağustos ve Aralık) yayımlanan KPD, özgün görgül araştırma makalelerini, derleme makaleleri, meta-analiz çalışmalarını, olgu sunumlarını ve kısa raporları (bildirimleri) kabul etmektedir.


Son Sayı | Current Issue
Cilt/Volume 5, Sayı/Number 2, Ağustos/August 2021 | 22.08.2021
[ÖZGÜN MAKALE] Instagram Bağımlılığı Ölçeği (IBÖ) Türkçe formunun psikometrik özellikleri [EN]
Psychometric properties of the Turkish version of Instagram Addiction Scale (IAS)
Mehmet Kavaklı, Emine İnan
Geliş: 25.05.2020, Revizyon: 01.10.2020, Kabul: 28.10.2020
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000037 Sayfa: 86-97

Abstract | Öz

EN
The present study aimed to adapt the Instagram Addiction Scale (IAS), developed by D’Souza and colleagues (2018), into Turkish and investigate its psychometric properties in a Turkish sample. For this purpose, three studies were carried out. In Study 1, language validity of the scale was examined with 90 participants. In Study 2, the factor structure was explored, and reliability and validity analyses were conducted in a study sample of 451 university students. In Study 3, the scale’s confirmatory factor analysis was investigated with 468 Instagram users from the general population. Results showed that there was a strong positive correlation between the original English form and Turkish form in two groups. The Turkish form of the scale has a five-factor structure. The psychometric properties were adequate and test-retest reliability was found as .77. Finally, in Study 3, results showed that the five-factor structure of the scale also worked for the general population. Data obtained from the three studies revealed that psychometric properties of the IAS were acceptable for the Turkish population. 
TR
Bu çalışmada, Instagram Bağımlılık Ölçeği’nin (IBÖ) Türkçeye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin Türk örnekleminde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla üç çalışma yürütülmüştür. İlk çalışmada, ölçeğin dil geçerliği 90 katılımcı ile incelenmiştir. İkinci çalışmada ölçeğin faktör yapısı incelenmiş ve güvenirlik ve geçerlik analizleri yapılmıştır. İkinci çalışmanın örneklemi 451 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Son çalışma, ölçeğin doğrulayıcı faktör analizini genel popülasyondan 468 Instagram kullanıcısı ile incelemek amacıyla yürütülmüştür. Sonuçlar, iki grupta da orijinal İngilizce form ile Türkçe form arasında güçlü pozitif korelasyon olduğunu göstermiştir. Ölçeğin Türkçe formu beş faktörlü bir yapıya sahip olup, psikometrik özellikleri yeterli ve test-tekrar test güvenirliği .77 olarak bulunmuştur. Son olarak, üçüncü çalışmadaki sonuçlar, ölçeğin beş faktörlü yapısının genel popülasyon için de uygun olduğunu göstermiştir. Üç çalışmadan elde edilen sonuçlar, IBÖ’nün psikometrik özelliklerinin Türk popülasyonu için kabul edilebilir olduğunu ortaya koymuştur.

Notlar Tam Metin (PDF)

[ÖZGÜN MAKALE] Kanser hastalarıyla çalışan gönüllü ve profesyonellerde özgecilik, pozitif bilişsel üçlü ve depresyon oranlarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Comparative examination of altruism, positive cognitive triad and depression rates in volunteers and professionals working with cancer patients
Çağla Nacaroğlu, Saime Vicdan Yücel
Geliş: 01.09.2020, Revizyon: 27.10.2020, Kabul: 05.11.2020
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000038 Sayfa: 98-112

Abstract | Öz

EN
The aim of the current study was to examine the relationship between volunteering, altruism, positive cognitive triad and depression rates. At this point, it was aimed to compare the rates of altruism, depression and positive cognitive triad between two groups working voluntarily and professionally with cancer patients. The sample of this research selected with convenience sampling method consisted of two groups and 121 participants. The participants of the first group (61 females) were selected from the group named ‘Mavi Melekler’ who serve at Okmeydani Research and Training Hospital’s Institute of Oncology voluntarily. The participants of the second group (60 females) were selected from hospital staff like doctor, nurse, technician, laborant who work at Istanbul University Istanbul Medical Faculty’s Institute of Oncology. In the current study, Socio-demographic Information Form, Altruism Scale, Beck Depression Inventory and Cognitive Triad Inventory were applied. According to the findings, volunteers working with cancer patients had higher rates of altruism and positive cognitive triad, and lower rates of depression compared to professionals. As a result of the Pearson and Spearman correlation analysis, as altruism rates increased in both groups, depression levels decreased, and positive cognitive triad rates increased. The fact that volunteering is associated with the decrease in depression rates and the increase in the rates of positive cognitive triad may provide clinical benefit by producing a behavioral method for coping with depression which is one of the most common disorders and by providing a protective factor for psychological health.
TR
Bu araştırmanın amacı, gönüllü çalışmanın özgecilik, depresyon ve pozitif bilişsel üçlü oranları ile ilişkisini incelemektir. Bu noktada kanser hastalarıyla gönüllü ve profesyonel olarak çalışan iki grup üzerinden özgecilik, depresyon ve pozitif bilişsel üçlü oranlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Uygun örnekleme yöntemiyle seçilmiş olan çalışmanın örneklemi, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Onkoloji Bölümü’nde ‘Mavi Melekler’ adlı gruba üye 61 gönüllü kadın çalışan ile İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Onkoloji Enstitüsü’nde onkoloji hastalarıyla çalışan doktor, hemşire, hasta bakıcı, teknisyen, laborant gibi 60 profesyonel kadın çalışandan oluşmaktadır. Veriler Sosyo-demografik Bilgi Formu, Özgecilik Ölçeği (ÖÖ), Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Bilişsel Üçlü Envanteri (BÜE) kullanılarak toplanmıştır. Bulgulara göre, kanser hastalarıyla çalışan gönüllülerin, profesyonellere göre özgecilik ve pozitif bilişsel üçlü oranlarının daha yüksek; depresyon oranlarının ise daha düşük olduğu görülmektedir. Profesyonel çalışan grup için yapılan Pearson korelasyon analizi ve gönüllü çalışan grup için yapılan Spearman korelasyon analizi sonucunda her iki grup içerisinde özgecilik oranları arttıkça depresyon seviyelerinin azaldığı ve pozitif bilişsel üçlü oranlarının arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre gönüllü çalışmanın depresyon oranlarındaki düşüşle ve pozitif bilişsel üçlü oranlarındaki yükselişle ilişkili bulunması, en yaygın rahatsızlıklardan biri olan depresyonla baş etme noktasında davranışsal bir öneri üreterek ve psikolojik sağlığı koruyucu bir faktör sunarak klinik anlamda kullanılabilecek bir araç sunmaktadır.

Notlar Genişletilmiş İngilizce Özet (PDF) Tam Metin (PDF)

[ÖZGÜN MAKALE] Teruel Ortoreksiya Ölçeği’nin (TOÖ) uyarlama, geçerlik ve güvenirlik çalışması
Adaptation, validity and reliability study of the Teruel Orthorexia Scale (TOS)
Betül Asarkaya, Kuntay Arcan
Geliş: 17.05.2020, Revizyon: 30.10.2020, Kabul: 11.11.2020
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000039 Sayfa: 113-127

Abstract | Öz

EN
This study aimed to carry out the validity and reliability study of the TOS in Turkish that was originally developed to measure problematic (orthorexia nervosa) and healthy (healthy orthorexia) attitudes and behaviors about healthy eating. For this purpose, a two-stage study was conducted. The sample of the first study consisted of 175 (58.3%) females and 125 (41.7%) males who were 18 years old and older. The average age was 34.25 years (SD = 14.01). Personal Information Form, TOS, ORTO-11 Scale, Eating Attitude Test, Maudsley Obsessive Compulsive Inventory, The Positive and Negative Affect Schedule were used in the first study. The sample of the second study that was conducted for the confirmatory factor analysis of the TOS consisted of 173 (57.3%) females and 129 (42.7%) males who were 18 years old and older. The average age was 26.76 years (SD = 7.95). The results of the exploratory and confirmatory factor analyses indicated that the TOS consisted of 2 factors, as it was in the original form. Furthermore, TOS Cronbach Alfa values were calculated as .86 and .81 respectively for healthy orthorexia and orthorexia nervosa factors. The results of the correlational analyses supported the concurrent and criterion related validity of the scale. The findings revealed that the Turkish version of the TOS can be used as a valid and reliable instrument.
TR
Bu çalışmada sağlıklı beslenme kapsamında problemli (ortoreksiya nervoza) ve sağlıklı (sağlıklı ortoreksiya) tutum ve davranışları ölçmeyi hedefleyen TOÖ’nün Türkçeye uyarlanarak geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yürütülmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda iki aşamalı bir çalışma planlanmıştır. Birinci çalışmanın örneklemini yaş ortalaması 34.25 (SS = 14.01) olarak hesaplanan, 18 yaş ve üzeri, 175 (%58.3) kadın ve 125 (%41.7) erkek oluşturmuştur. Toplamda 300 kişinin katıldığı bu çalışmada Kişisel Bilgi Formu, TOÖ, ORTO-11 Ölçeği, Yeme Tutum Testi, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi, Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği kullanılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi için yürütülen ikinci çalışmada yaş ortalaması 26.76 (SS = 7.95) olarak hesaplanan, 18 yaş ve üzeri, 173 (%57.3) kadın ve 129 (%42.7) erkek olmak üzere toplam 302 farklı katılımcıdan veri toplanmıştır. Açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizlerinin sonuçları TOÖ’nün özgün formda olduğu gibi 2 faktörden oluştuğunu ortaya koymuştur. Ölçeğin Cronbach Alfa iç tutarlılık katsayıları “sağlıklı ortoreksiya” alt faktörü için .86, “ortoreksiya nevroza” alt faktörü için .81 olarak hesaplanmıştır. Benzer ölçek geçerliği ve eş zaman geçerliği için elde edilen korelasyon katsayılarının ölçeğin geçerliğini destekleyecek biçimde istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular, TOÖ Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olarak kullanılabileceğini ortaya koymuştur.

Notlar Genişletilmiş İngilizce Özet (PDF) Tam Metin (PDF)

[ÖZGÜN MAKALE] Fibromiyalji Sendromu tanısı alan ve almayan hastaların erken dönem uyumsuz şemalar açısından karşılaştırılması
A comparison of patients diagnosed with fibromyalgia syndrome and patients diagnosed without fibromyalgia syndrome in terms of early maladaptive schemas
Özgür Erdem Arıcı, Bahar Köse Karaca, Burcu Köse Dönmez
Geliş: 29.06.2020, Revizyon: 07.10.2020, Kabul: 25.11.2020
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000040 Sayfa: 128-144

Abstract | Öz

EN
The goal of this research was to analyze the relationship between fibromyalgia syndrome (FMS) and early maladaptive schemas. The sample of the study consisted of 306 participants, 153 being in the treatment group and 153 being in the control group, with an age range between 20-65 and who have met the criteria for participating in the research. 139 (90.8%) of the participants in the treatment group were women, and 14 (9.2%) were men. 135 (88.2%) of the participants in the control group were women, and 18 (11.8%) were men. The participants signed a voluntary participation form, and the Young Schema Questionnaire Short Form (YSQ–SF3) and the Fibromyalgia Impact Questionnaire Scale (FIQ) were applied. In the conducted analyses, the included group had a significant impact on early maladaptive schema areas, and the group variable (treatment-control) accounted for 55% of the variance on the schemas. Also, it was found that patients with FMS diagnosis, as opposed to undiagnosed patients, leaned more towards enmeshment/dependence, failure, vulnerability to harm, abandonment, emotional deprivation, defectiveness, social isolation/mistrust, pessimism, emotional inhibition, unrelenting standards, punitiveness, self-sacrifice, and approval-seeking schemas while leaning less towards the entitlement/insufficient self-control schema area. In the study, it was found that FMS patients leaned more towards all schemas except entitlement/insufficient self-control. It is thought that FMS patients not seeing themselves as entitled, excessively controlling and repressing their impulses, experiencing difficulties when expressing emotions and defending their rights was influential in their lesser leaning towards the entitlement/insufficient self-control schema.
TR
Çalışmanın amacı, fibromiyalji sendromu (FMS) ile erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmanın örneklemi, araştırmaya katılma ölçütlerini karşılayan 153’ü klinik ve 153’ü kontrol olmak üzere yaşları 20-65 arasında değişen, 306 kişiden oluşmaktadır. Klinik gruptaki katılımcıların 139’u (%90.8) kadın, 14’ü (%9.2) erkek, kontrol grubundaki katılımcıların ise 135’i (%88.2) kadın, 18’i (%11.8) erkektir. Katılımcılara çalışma kapsamında gönüllü katılım formu imzalatılmış, Young Şema Ölçeği ve Fibromiyalji Etki Anketi uygulanmıştır. Yapılan analizlerde klinik ve kontrol grubunun erken dönem uyumsuz şemalar açısından anlamlı şekilde farklılaştığı görülmüş, klinik ve kontrol grubundaki bu farklılaşmanın %55’inin erken dönem uyumsuz şemalar tarafından açıklandığı saptanmıştır. Bununla beraber FMS tanılı hastaların, tanı almayanlara göre, iç içe geçme/bağımlılık, başarısızlık, dayanıksızlık, terk edilme, duygusal yoksunluk, kusurluluk, sosyal izolasyon/güvensizlik, karamsarlık, duyguları bastırma, yüksek standartlar, cezalandırma, kendini feda ve onay arayıcılık şemalarından daha yüksek, ayrıcalıklılık/yetersiz özdenetim şemasından ise daha düşük puanlar aldığı bulgusuna ulaşılmıştır. Çalışmada FMS hastalarının diğer bütün erken dönem uyumsuz şemalardan daha yüksek puan alırken, ayrıcalıklılık/yetersiz özdenetim şemasından daha düşük puan almasında hastaların kendilerini ayrıcalıklı görmeyen, dürtülerini aşırı kontrol eden ve baskılayan, duygularını ifade etmede ve haklarını savunmada zorluk yaşayan yapıya sahip olmalarının etkili olduğu düşünülmektedir.

Notlar Genişletilmiş İngilizce Özet (PDF) Tam Metin (PDF)

[ÖZGÜN MAKALE] Ekonomik güçlük ve intihar olasılığı arasındaki ilişkide algılanan stres, problem çözme becerileri ve evlilik uyumunun aracı rolü
The mediating role of perceived stress, problem-solving skills and marital adjustment in the relationship between economic hardship and suicide probability
Kübra Meltem Karaoğlu, Ayşegül Durak Batıgün
Geliş: 01.10.2020, Revizyon: 09.12.2020, Kabul: 21.12.2020
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000042 Sayfa: 145-159

Abstract | Öz

EN
The aim of the study was to determine the mediating role of perceived stress, marital adjustment, and problem-solving skills in the relationship between the economic hardship perceived by married individuals and the suicide probability. In addition, determining the relationship between demographic variables such as gender, education level and suicide probability was the second aim of the study. 307 married individuals between the ages of 20 and 60, who live in various provinces, constitute the sample group. 173 (56.4%) of the participants are women and 134 (43.6%) are men. Data were collected using the Economic Hardship Scale, Suicide Probability Scale, Problem Solving Skills Inventory, Marital Adjustment Scale and Perceived Stress Scale. It was found that problem solving skills, marital adjustment and perceived stress had a partial mediating role both in the relationship between total monthly income and suicide probability, and in the relationship between economic pressure and suicide probability. The relationship between gender and education level and the probability of suicide was also examined, and no significant difference was found in terms of gender. However, suicide probability scores of primary and high school graduates were found to be significantly higher than those who had university education and above. Findings suggests that besides the economic difficulties, inadequate problem-solving skills, low marital adjustment, and perceived stress should be taken into consideration in evaluating the probability of suicide. It is thought that the findings can provide valuable clues to mental health professionals during the structuring of the therapies.
TR
Bu çalışmanın temel amacı, evli bireylerin algıladıkları ekonomik güçlük ile intihar olasılığı arasındaki ilişkide algılanan stres, evlilik uyumu ve problem çözme becerilerinin aracı rolünü belirlemektir. Ayrıca, cinsiyet ve eğitim düzeyi gibi demografik değişkenler ile intihar olasılığı arasındaki ilişkilerin belirlenmesi de çalışmanın ikinci amacıdır. Çeşitli illerde ikamet etmekte olan 20-60 yaş arası 307 evli birey örneklem grubunu oluşturmaktadır. Katılımcıların 173’ü (%56.4) kadın, 134’ü (%43.6) erkektir. Ekonomik Güçlükler İndeksi, İntihar Olasılığı Ölçeği, Problem Çözme Becerileri Envanteri, Evlilik Uyumu Ölçeği ve Algılanan Stres Ölçeği veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Analizler sonucunda, problem çözme becerileri, evlilik uyumu ve algılanan stresin, hem toplam aylık gelir ve intihar olasılığı arasındaki ilişkide hem de ekonomik baskı ve intihar olasılığı arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolünün bulunduğu belirlenmiştir. Çalışmada cinsiyet ve eğitim düzeyi değişkenlerinin intihar olasılığı ile ilişkisine de bakılmış, cinsiyet açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır. Ancak, ilköğretim ve lise mezunlarının intihar olasılığı puanlarının üniversite ve üzerinde eğitim alanlardan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bulgular, intihar olasılığının değerlendirilmesinde bireylerin yaşadıkları ekonomik güçlüklerin yanı sıra, problem çözme becerilerindeki yetersizlik, düşük evlilik uyumu ve algılanan stresin de göz önünde bulundurulması gerektiğini göstermektedir. Elde edilen bulguların, terapilerin yapılandırılması aşamalarında ruh sağlığı çalışanlarına değerli ipuçları sağlayabileceği düşünülmektedir.

Notlar Genişletilmiş İngilizce Özet (PDF) Tam Metin (PDF)

[ÖZGÜN MAKALE] Reddedilme duyarlılığı ile yalnızlık arasındaki ilişki: Kırılgan narsisizm, büyüklenmeci narsisizm ve benlik saygısının aracı rolü
The relationship between rejection sensitivity and loneliness: The mediating roles of vulnerable narcissism, grandiose narcissism, and self esteem
Arda Çağlayaner, Işıl Çoklar-Okutkan
Geliş: 07.08.2020, Revizyon: 17.11.2020, Kabul: 30.12.2020
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000043 Sayfa: 160-182

Abstract | Öz

EN
Rejection sensitivity and loneliness are some of the psychological factors that negatively affect people’s lives. The literature has revealed evidence that rejection sensitivity may be associated with loneliness. The purpose of this study was to examine the possible mediating roles of vulnerable narcissism, grandiose narcissism, and self-esteem in the relationship between rejection sensitivity and loneliness. The research sample consisted of 296 [231 (78%) women, 63 (21.3%) men] university students in İstanbul, whose ages are between 18 and 28 years. Socio-demographic Information Form, Rejection Sensitivity Questionnaire, Pathological Narcissism Inventory, Rosenberg Self-Esteem Scale, and UCLA Loneliness Scale were used for the data collection. The findings of the analyses revealed that vulnerable narcissism, grandiose narcissism, and self-esteem significantly predict loneliness. When the serial mediation models were tested, it was found that grandiose narcissism and self-esteem in the first model, and vulnerable narcissism, and self-esteem in the second model had mediating roles respectively in the relationship between rejection sensitivity and loneliness. Research findings are discussed in the light of the literature, and the limitations of the study and its contributions to clinical practice and suggestions for future research are presented.
TR
Reddedilme duyarlılığı ve yalnızlık hissi insanların hayatlarını olumsuz etkileyen psikolojik unsurlardan bazılarıdır. Alanyazın, reddedilmeye yönelik yüksek düzeyde duyarlılığa sahip olmanın yalnızlıkla ilişkili olabileceğine dair bulgular ortaya koymuştur. Bu çalışmanın amacı ise reddedilme duyarlılığı ile yalnızlık arasındaki ilişkide; kırılgan narsisizm, büyüklenmeci narsisizm ve benlik saygısının olası aracı etkilerini incelemektir. Araştırma örneklemi yaşları 18-28 arasında değişen ve İstanbul’da öğrenim gören toplam 296 [231 (%78) kadın, 63 (%21.3) erkek] üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplamak üzere Sosyo-demografik Bilgi Formu, Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği, Patolojik Narsisizm Envanteri, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve UCLA Yalnızlık Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular kırılgan ve büyüklenmeci narsisizm ve benlik saygısının yalnızlığı anlamlı biçimde yordayan değişkenler olduklarını göstermiştir. Seri aracılık modelleri sınandığında, reddedilme duyarlılığı ile yalnızlık arasındaki ilişkide ilk modelde sırasıyla büyüklenmeci narsisizm ve benlik saygısının, ikinci modelde sırasıyla kırılgan narsisizm ve benlik saygısının aracı roller üstlendikleri bulunmuştur. Araştırma bulguları alanyazın ışığında tartışılmış, çalışmanın sınırlılıkları, klinik uygulamaya yönelik olası katkıları ve gelecekte yapılacak araştırmalara ilişkin öneriler sunulmuştur.

Notlar Genişletilmiş İngilizce Özet (PDF) Tam Metin (PDF)

[ÖZGÜN MAKALE] Türkiye’de WISC-IV uygulayıcı eğitimleri ve kursiyer uygulama hatalarının gözden geçirilmesi
Türkiye’de WISC-IV uygulayıcı eğitimleri ve kursiyer uygulama hatalarının gözden geçirilmesi A review of the WISC-IV practitioner training and trainee administration errors in Turkey
Cihat Çelik
Geliş: 27.01.2021, Revizyon: 12.03.2021, Kabul: 16.03.2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000051 Pages: 183-201

Abstract | Öz

EN
Wechsler Intelligence Scale for Children-Fourth Edition (WISC-IV) is one of the tests used by psychologist working with children for the intellectual assessment of children in Turkey. To obtain the test practitioner certificate, psychologists must complete the necessary training and supervision process. The purpose of this study was to give information about the process of WISC-IV practitioner training and to review the administration errors of the trainees participating in the training. In the research, the protocols of the homework done by the trainees participating in the WISC-IV practitioner training under supervision were examined in the context of the errors made. In this context, 180 administration forms, taken randomly from the assignments, were used. Types of mistakes have been identified in three categories, including “administration errors”, “computation errors”, and “recording errors”, and data analysis was made on the frequency of errors. Results suggested that the most common error category made by the trainees was “administration errors”. The most common error types in this category were scoring and query errors in verbal items. It was observed that the second most common error category was ” computation errors”, and among this group, more errors were made in the subtest raw score calculated incorrectly. The findings revealed that error-free administration protocols were rarely seen in the WISC-IV practitioner training process, and the most common errors were related to verbal subtests. By paying attention to the information about the common types of errors observed during and after the WISC-IV training process of the practitioners, suggestions were made for techniques and strategies to reduce the errors.

TR
Wechsler Çocuklar için Zekâ Ölçeği-Dördüncü Sürümü (WISC-IV) Türkiye’de çocuklarla çalışan psikologların çocukların zihinsel değerlendirmesinde kullandıkları testlerin başında gelmektedir. Testin uygulamacı sertifikasına sahip olmak için psikologların gerekli eğitim ve süpervizyon sürecini tamamlamaları gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, WISC-IV uygulayıcı eğitiminin süreci hakkında bilgi vermek ve eğitime katılan kursiyerlerin uygulama hatalarını gözden geçirmektir. Araştırmada, WISC-IV uygulayıcı eğitimine katılan kursiyerlerin süpervizyon kapsamında yaptıkları ödevlerin protokolleri yapılan hatalar bağlamında incelenmiştir. Bu kapsamda ödevler içinden seçkisiz olarak alınan 180 kayıt formu kullanılmıştır. Yapılan hata türleri; “uygulama hataları”, “hesaplama hataları” ve “kaydetme hataları” olacak şekilde üç kategoride ele alınmış olup hataların yaygınlıkları üzerinden analizler yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda kursiyerlerin en sık yaptıkları hata kategorisinin “uygulama hataları” olduğu tespit edilmiştir. Bu kategoride en sık görülen hata türlerinin ise sözel maddeleri puanlama ve sorgulama hatası olduğu değerlendirilmiştir. İkinci sık görülen hata kategorisinin ise “hesaplama hataları” olduğu ve bu grubun içinde alt test ham puanını hatalı toplama türünde yapılan hataların daha fazla olduğu görülmüştür. Bulgular, WISC-IV uygulayıcı eğitimi sürecinde hatasız kayıt formlarının çok nadir görüldüğünü ve en sık görülen hataların sözel alt testlerle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Uygulayıcıların WISC-IV eğitim sürecinde ve sonrasında yaygın gözlenen hata türlerine ilişkin bilgilere dikkat ederek bunları azaltmalarını sağlayacak tekniklere ve stratejilere yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Notlar Genişletilmiş İngilizce Özet (PDF) Tam Metin (PDF)

[DERLEME] Otizm Spektrum Bozukluğunda çalışma belleği işlevleri: Derleme çalışması [EN]
Working memory functions in Autism Spectrum Disorder: A review
Elçin Çağlar, Hande Kaynak
Geliş: 14.01.2020, Revizyon: 29.09.2020, Kabul: 28.10.2020
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000036 Sayfa: 202-212

Abstract | Öz

EN
Autism spectrum disorder, one of the most common neurodevelopmental disorders, is a lifelong condition, especially with difficulties in social communication, limited interest, and repetitive behavior. Working memory, as a basic executive function, is a cognitive process also associated with impulse control, inhibition, organization, mental flexibility, focusing on one’s attention, planning, responding to new situations, initiating and monitoring actions, problem solving, and goal-directed behaviors. Studies suggest that working memory impairments are associated with repetitive behaviors, and the risk for academic failure observed in autism spectrum disorder, and other neurodevelopmental disorders. From this point of view, working memory deficits are often found in neurodevelopmental disorders, especially in autism spectrum disorder. In the current study, following an introduction to autism and working memory, working memory functions associated with autism spectrum disorder were reviewed in detail. In this context, brain imaging studies highlighting the importance of frontal lobe functions, links between repetitive behaviors and working memory, and age differences in working memory functions were summarized. Next, working memory deficits in other neurodevelopmental disorders, such as attention deficit/hyperactivity disorder and pervasive developmental disorder were discussed in comparison with autism. Finally, the conclusion part of the current review tried to provide a contribution to future studies.
TR
En yaygın nörogelişimsel bozukluklardan biri olan otizm spektrum bozukluğu, özellikle sosyal iletişim kurmada zorluk, sınırlı ilgi ve tekrar eden davranışlarla ortaya çıkan ve yaşam boyu süren bir durumdur. Temel bir yürütücü işlev olan çalışma belleği ise aynı zamanda dürtü kontrolü, inhibisyon, organizasyon, zihinsel esneklik, dikkati odaklama, planlama, yeni durumlara cevap verme, eylemleri başlatma ve izleme, problem çözme ve hedefe yönelik davranışlarla ilişkili olan bir bilişsel işlevdir. Araştırmalar, çalışma belleği bozukluklarının otizm spektrum bozukluğunda gözlemlenen tekrarlayan davranışlar, akademik başarısızlık riski ve diğer nörogelişimsel bozukluklarla ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu açıdan, çalışma belleği bozuklukları nörogelişimsel bozukluklarda, özellikle otizm spektrum bozukluğunda sıklıkla görülmektedir. Mevcut çalışmada, otizm ve çalışma belleğine dair giriş bölümü sunulduktan sonra, otizm spektrum bozukluğu ile ilişkili çalışma belleği fonksiyonları detaylı olarak gözden geçirilmektedir. Bu bağlamda, frontal lob fonksiyonlarının önemini vurgulayan beyin görüntüleme çalışmaları, tekrarlayan davranışlar ve çalışma belleği arasındaki bağlantı ve çalışma belleği fonksiyonlarındaki yaş farklılıkları özetlenmiştir. Daha sonra, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ve yaygın gelişimsel bozukluk gibi diğer nörogelişimsel bozukluklarda çalışma belleği bozuklukları otizmle karşılaştırılarak tartışılmaktadır. Son olarak, mevcut derlemenin sonuç kısmında gelecekteki çalışmalara katkı sağlaması amaçlanan öneriler yer almaktadır.

Notlar Tam Metin (PDF)

[DERLEME] Çocuk ve ergenlerde EMDR: Travma Sonrası Stres Bozukluğu tedavisindeki etkililiği üzerine bir derleme
EMDR in children and adolescents: A review about its effectiveness in the treatment of post-traumatic stress disorder
Ezgi Didem Merdan-Yıldız, Güler Beril Kumpasoğlu, Selen Eltan, Şennur Tutarel-Kışlak
Geliş: 29.09.2020, Revizyon: 29.11.2020, Kabul: 05.12.2020
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000041 Sayfa: 213-228

Abstract | Öz

EN
EMDR is a treatment method that combines the techniques of many different psychotherapy approaches and provides a multifaceted intervention to the adverse impacts of traumatic experiences by matching mental information processing and physical stimulation. Although EMDR was initially developed to be administered to adults individually, it has become a wide-ranging treatment application with the use of children, adolescents, and group studies. This paper aimed to review the theoretical framework and past studies on the use of EMDR in the treatment of children with traumatic experiences and post-traumatic stress symptoms. Traumatic experiences during childhood can lead to many psychological disorders and behavioral problems in adulthood and disrupt a child’s normal development process. EMDR studies with children have shown that it is an effective method in reducing PTSD symptoms and supporting psychological well-being, even in short-term applications. Therefore, it has been thought that it may be beneficial to extend the use of EMDR for the treatment of trauma in children. From the perspective of individual and social mental health, the EMDR method is considered as a valid, effective, and efficient treatment method in terms of minimizing the negative experiences of children and being a protective intervention for their future lives.
TR
EMDR, birçok farklı psikoterapi yaklaşımının tekniklerini bir araya getiren ve zihinsel bilgi işleme süreçleri ile bedensel uyarımları eşleştirerek travmatik deneyimlerin olumsuz etkilerine karşı çok yönlü müdahale edilmesini sağlayan bir tedavi yöntemidir. EMDR başlangıçta bireysel olarak yetişkinlere uygulanmak üzere tasarlanmıştır, ancak daha sonra çocuklar, ergenler ve gruplarla yapılan çalışmalarda da kullanılan geniş çaplı bir tedavi uygulaması haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, çocuklukta karşılaşılan travmatik deneyimleri olan ve travma sonrası stres belirtisi gösteren çocukların tedavisinde, EMDR kullanımına dair kuramsal çerçevenin ve geçmiş çalışmaların gözden geçirilmesidir. Çocuklukta meydana gelen travmatik deneyimlerin, yetişkinlikte birçok psikolojik rahatsızlığa ve davranış problemlerine sebep olduğu, yanı sıra çocuğun normal gelişim sürecinde aksamalara yol açtığı bilinmektedir. Çocuklarla yapılan çalışmalar, EMDR yönteminin kısa süreli uygulamalarda bile TSSB semptomlarının azaltılmasında ve psikolojik iyi oluşun desteklenmesinde etkili bir yöntem olduğunu göstermiştir. Bu yönüyle, çocuklarda travma tedavisi için EMDR kullanımının yaygınlaştırılmasının faydalı olabileceği düşünülmektedir. Bireysel ve toplumsal ruh sağlığı açısından, çocukların yaşadıkları olumsuz deneyimleri en aza indirmesi ve gelecek yaşamları için koruyucu bir müdahale olması nedeniyle EMDR yöntemi geçerli, etkili ve verimli bir tedavi yöntemi olarak görülmektedir.

Notlar Genişletilmiş İngilizce Özet (PDF) Tam Metin (PDF)