Klinik Psikoloji Dergisi
Journal of Clinical Psychology Research

ISSN: 2602-4438 (Online)

Klinik Psikoloji Dergisi (Journal of Clinical Psychology Research), Klinik Psikoloji Araştırmaları Derneği’nin resmi süreli yayınıdır. Klinik Psikoloji Dergisi, klinik psikoloji, nöropsikoloji, bilişsel psikoloji ve gelişim psikolojisi gibi psikolojinin farklı alanlarından özgün görgül araştırma makalelerini, derleme makaleleri, meta-analiz çalışmalarını, olgu sunumlarını kabul etmektedir. Gönderilen tüm makaleler çift kör değerlendirme sürecinden geçmektedir. Haziran ve Aralık aylarında olmak üzere yılda iki kez yayımlanan hakemli bir dergidir.


Son Sayı
Cilt/Volume 3, Sayı/Number 2, Aralık/December 2019
Türkiye’de Psikoloji etiği öğretimi: Bir uygulama çalışmasının etik davranış, ahlaki değerler ve etik kuralları benimseme açısından değerlendirilmesi
Teaching Psychology ethics in Turkey: The evaluation of a study in terms of adoption of ethical behavior, moral values, and ethical rules
Yeşim Korkut, Ayşenur Aktaş
Geliş tarihi: 12.03.2019, Kabul tarihi: 16.05.2019
https://doi.org/10.5455/kpd.2602443816052019m000011

Özet | Abstract

TR
Bu çalışmada, bir etik kitabında önerilen müfredat, uygulama ve egzersizlerin yapılması durumunda, öğrencilerin etik davranış, ahlaki değerler ve etik kuralları benimsemeleri üzerindeki değişimin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, etik dersi alan ve almayan öğrenci gruplarına, ders döneminin başında ve sonunda Etik Davranış Ölçeği (EDÖ), Değerleri Belirleme Testi (DBT) ve Psikoloji Bölümü Etik Kurallar Anketi uygulanmıştır. Dönem başında yapılan uygulamada, EDÖ sonuçlarında bu gruplar arasında farklılaşma bulunmamıştır. Dönem sonunda yapılan uygulamada, etik dersini almış öğrencilerin dersi almamış öğrencilere oranla eylemsiz yanıtlarının anlamlı derecede düşük olduğu, süpervizyon yanıtlarının ise anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir. Grupların kendi içlerinde dönem başındaki ve dönem sonundaki test sonuçları karşılaştırıldığında, dersi almış öğrencilerin EDÖ eylemsiz cevaplarının son testte anlamlı bir şekilde azaldığı; EDÖ uyarıcı yanıtlarının anlamlı bir şekilde arttığı saptanmıştır. Dersi almamış olan öğrencilerin ise dönem başı ve sonundaki testlerinde EDÖ’ye verdikleri yanıtların farklılaşmamış olduğu görülmektedir. Dersi alan ve almayan öğrencilerin DBT dönem başı ve sonu test sonuçlarında farklılaşma tespit edilmemiştir. Ancak kendi içlerinde farklılaşma olduğu saptanmıştır. Dersi alanların dönem sonu test uygulamasında geleneksellik sonrası şema puanlarının anlamlı bir şekilde arttığı, dersi almayanların da dönem sonundaki test uygulamasında normları koruma şema puanlarının ve geleneksellik sonrası şema puanlarının anlamlı bir şekilde arttığı belirlenmiştir. Cevapların yüzdelik olarak değerlendirildiği Psikoloji Bölümü Etik Kurallar Anketi sonuçlarına göre ise, öğrencilerin ders bağlamında özellikle Psikolojide yayın etiğinin önemini öğrendikleri anlaşılmaktadır. Sonuçlar, genel olarak Etik dersini almanın öğrencilerin etik değer ve bilgileri edinmeleri ve etik konusunda daha etkin olmaları açısından önemini ortaya koymaktadır.

EN

The aim of the present study was to evaluate the change on adoption of ethical behavior, moral values and ethical rules of students as a result of following the ethics curriculum, class practices, and exercises as suggested by an ethics book. Those participants who took the course and those who didn’t were given Ethical Behavior Inventory (EBI), Defining Issues Test (DIT) and Psychology Department-Ethical Rules Questionnaire at the pre-test and post-test. There was no significant difference in EBI between the groups in the pretest. In the post-test, students who took the course scored significantly lower in passive answers and significantly higher supervision need answers compared to the other students who didn’t take the course. Comparison of pre-test and post-test results within students who took the course showed that passive answers decreased and warning others’ answers increased significantly. Students who didn’t take the course showed no significant difference in EBI in terms of the pre-test and post-test level. Comparing pre-test and post-test applications of DIT showed no significant difference between groups, but there was significant difference within the groups. Indeed, students who took the course showed an increase in post-conventional schema scores, whereas students who didn’t take the course showed a significant increase in protecting norms schema level and increase in post-conventional schema scores at post-test. According to the results of Psychology Department-Ethical Rules Questionnaire, in which the answers were evaluated as percentages, it is understood that the students have learned the importance of ethical rules of psychology publication. Taken together, results demonstrated the importance of taking an ethics course on the acquisition of ethical values and knowledge as well as being more active in terms of ethics.

Notlar Tam Metin (PDF)

Eş Şiddetine Karşı Yöntemler Endeksi’nin (EŞYE) Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması   
The Turkish validity and reliability study of Intimate Partner Violence Strategies Index (IPVSI) 
Nermin Taşkale; Özlem Sertel Berk
Geliş tarihi: 19.06.2019, Kabul tarihi: 13.09.2019
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000015

Özet | Abstract

TR
Mağduru olduğu kadar faili ve ilişkili çevreyi de olumsuz etkileyen kadına yönelik şiddetle başa çıkma konusunda farklı açıklamalar getirilmiştir. Bu açıklamalar, mağdurların pasif kurbanlar olduğuna dair açıklamalardan hayatta kalmak için aktif çaba harcayan bireyler olduğuna dair açıklamalara evrilmiştir. Eş Şiddetine Karşı Yöntemler Endeksi (EŞYE) bu güncel yaklaşımı benimseyen bir endekstir. Bu çalışmada EŞYE’nin Türkçeye uyarlaması gerçekleştirilmiştir. Doksan altı katılımcının verisinin incelendiği çalışmada EŞYE, Çatışmaların Çözümüne Yaklaşım Ölçeği (ÇÇYÖ), Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBTÖ) ve İki Boyutlu Sosyal İstenirlik Ölçeği (SİÖ) kullanılmıştır. Çalışma sonuçları EŞYE boyutlarının kullanılan yöntem sayısı sıralamasının yatıştırma, karşı koyma, gayriresmi bağlantılar, yasal yöntemler, resmi bağlantılar ve güvenlik planlaması; yararlılık sıralamasının ise resmi bağlantılar, yasal yöntemler, gayriresmi bağlantılar, güvenlik planlaması, yatıştırma ve karşı koyma biçiminde olduğunu göstermiştir. EŞYE boyutları ÇÇYÖ boyutlarıyla ilişkili, SBTÖ boyutlarıyla tümüyle ve SİÖ boyutlarıyla genel olarak ilişkisiz bulunmuştur. Yöntemlerin kullanılan yöntem sayısı ve ÇÇYÖ boyutlarıyla ilişkisine yönelik bulgular alan yazınla uyumludur. Türk kadınlarının toplumsal alandaki yöntemleri bireysel alandaki yöntemlere kıyasla daha yararlı bulduğu gözlenmiştir. Gelecek çalışmaların EŞYE boyutlarının başka başa çıkma ölçekleriyle nasıl ilişki göstereceğini incelemesi yararlı bilgiler sunacaktır. Endeksin akademik ve saha çalışmalarına ve müdahale programlarına katkı sağlaması umulmaktadır
EN
There are a variety of explanations regarding coping with violence against women which has negative effects on victims as well as perpetrators and related environment. These explanations have evolved from descriptions of women as passive victims in response to violence to descriptions of women as active individuals attempting to survive. The Intimate Partner Violence Strategies Index (IPVSI) is an index that follows these contemporary descriptions. The Turkish Adaptation of the IPVSI was carried out in this study. The IPVSI, The Revised Conflict Tactics Scale (CTS), the Ways of Coping Inventory (WOC) and the Two-dimensional Social Desirability Scale (SDS) were used in the study that analyzed data from 96 participants. Findings revealed that ordering of IPVSI dimensions as for frequency of use was placating, resistance, informal networks, legal, formal networks, and safety planning whereas as for helpfulness ratings were formal networks, legal, informal networks, safety planning, placating, and resistance. The IPVSI dimensions were related to the CTS subscales but not to any subscales of the WOC and most of the subscales of the SDS. Findings regarding the frequency of use and the CTS dimensions were parallel with the literature. It was observed that the Turkish women find public realm strategies more helpful compared to private realm strategies. Inquiry of the relationship of the IPVSI dimensions with other coping scales in future studies will present valuable information. We hope the index adds support to academic and field studies and interventions

Notlar  Tam Metin (PDF)

Obsesif kompulsif bozukluk belirtileri, tiksinme duyarlılığı ve zihinsel kirlenmenin cinsel doyumla ilişkisi
The association between obsessive compulsive symptoms, disgust sensitivity, mental contamination and sexual satisfaction
Buruç Yılmaz; Başak Bahtiyar
Geliş tarihi: 22.06.2019, Kabul tarihi: 18.08.2019
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000014

Özet | Abstract

TR
Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) belirtileri tanı almayan bireyler arasında da yaygın olarak görülmekte ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Yaşam kalitesinin önemli bileşen-lerinden biri olan cinselliğin OKB ile ilişkisi ise alanyazında arka planda kalmıştır. Sınırlı çalış-malar, OKB’de cinsel doyum ve işleve yönelik sorunların daha fazla olduğunu ortaya koymakla birlikte, bu ilişkinin niteliğine yönelik bilgi ihtiyacı devam etmektedir. Bu çalışmada, hem farklı OKB belirtilerinin, hem de OKB için yatkınlık oluşturabilen tiksinme duyarlılığı ve zihinsel kir-lenmenin, cinsel doyumla ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi, aktif bir cinsel yaşamı bulunan, 18-45 yaş aralığında 453 gönüllü katılımcıdan (253 kadın, 200 erkek) oluşmaktadır. Araştırmanın verisi Padua Envanteri-Washington Eyalet Üniversitesi Reviz-yonu (PE-WEÜR), Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği (GRCDÖ), Vancouver Obsesif Kom-pulsif Envanteri-Zihinsel Kirlenme Ölçeği (VOKE-ZK), Tiksinme Ölçeği Revize Edilmiş Form (TÖ-R) kullanılarak elde edilmiştir. Sonuçlara göre, zihinsel kirlenme ile zarar vermeye yönelik obsesyonel düşünce ve dürtüler, hem kadın hem de erkeklerde cinsel doyumun azalmasıyla anlamlı olarak ilişkilidir. Ayrıca, kadınlarda tiksinme duyarlılığının da cinsel doyumun azalmasında rol oynadığı gözlenmiştir. Kadın ve erkeklerde, OKB ile ilgili belirtilerin cinsel doyumla ilişkisinde ortak ve farklı özelliklere işaret eden bu sonuçların, cinsel yaşam kalitesinin korunmasıyla ilgili yapılabilecek gelecek çalışmalara ve klinik uygulamalara katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
EN
The symptoms related to Obsessive Compulsive Disorder (OCD) are common in nonclinical population and may lead to significant disabling. Sexuality in relation to OCD has been underemphasized in literature; despite that it is one of the important aspects of quality of life. Although comparative studies indicate that sexual dissatisfaction and dysfunctions are prevalent in OCD patients; the nature of this relationship needs to be highlighted. Therefore, current study aimed to examine the predictive role of not only the OCD symptoms, but also disgust sensitivity and mental contamination on sexual satisfaction among men and women. The sample consisted of 453 volunteer participants having active sexual life (253 female, 200 male) in the age range between 18 and 45 years. For data collection, Padua Inventory-Washington State University Revision (PE-WSUR), Golombok–Rust Sexual Satisfaction Inventory (GRISS), Vancouver Obsessive Compulsive Inventory-Mental Contamination Scale (VOCI-MC), Disgust Sensitivity Scale-Revised Form (DS-R) were used. The results revealed that mental contamination, obsessional thoughts and urges about harm were significantly associated with sexual dissatisfaction both at men and women. In addition, disgust sensitivity was significant predictor of sexual dissatisfaction among women. The findings highlighting the similarity and difference in the relationship between OCD and sexuality between men and women may contribute to future studies and clinical interventions aimed to improve quality of sexual life.

Notes Full Text (PDF)

Klinik sosyal psikolojiye doğru
Toward clinical social psychology
Hacer Harlak
Geliş tarihi: 01.04.2019, Kabul tarihi: 19.06.2019
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000012

Özet | Abstract

TR
Psikoloji, bazı alt alanları arasında uzaklaşmanın, bazıları arasında yakınlaşmanın yaşandığı bir bilim dalıdır. Psikolojinin kapsamlı iki alanı olan sosyal psikoloji ve klinik psikoloji, tarihsel olarak başlangıçta birbirine yakın olsalar da yaşanan birtakım gelişmeler sonucu ayrı yönlerde ilerlemişlerdir. Ancak bu iki alan arasındaki yakınlaşmalar 90’lı yıllardan itibaren yeniden artmıştır. Bu makalede amaç, sosyal ve klinik psikolojinin kesişen alanlarının ortaya konulması ve özellikle bu konulardaki gelişmeler açısından Türkiye’deki durumun incelenmesidir. Bu amaçla öncelikle sosyal psikoloji ile klinik psikoloji arasındaki ilişkilerin tarihsel gelişimi gözden geçirilmiş ve klinik sosyal psikoloji alanı tanıtılmıştır. Daha sonra kesişimin Türkiye’deki durumunu netleştirmek üzere The Journal of Social and Clinical Psychology’de Türkiye adresli makaleler ve 1997-2016 arasında Türk Psikoloji Dergisi’nde yayımlanan çalışmalar taranmıştır. Taramada amaca uygun olarak belirlenen anahtar sözcükler (nedensel atıflar, sosyal algı, sosyal biliş, tutumlar, sosyal etki, kendini açma, benlik sunumu, kişilerarası ilişkiler, saldırganlık, prososyal davranış, grup süreçleri, benlik, duygular) kullanılmıştır. Tespit edilen çalışmalar, konu, metodoloji ve örneklem özellikleri açısından değerlendirilmiştir. Klinik sosyal psikolojinin Türkiye’deki resmi, bu alandaki araştırmaların sayısının az olduğunu, sosyal ve klinik psikoloji lisansüstü programlarının da birbirinden uzak durduğunu göstermektedir. Bu durumun olası nedenleri tartışılmış ve gelecekte sosyal ve klinik psikolojinin birlikte ortaya koyacakları gelişmelere rehber olabilecek önerilerde bulunulmuştur.
EN
Psychology is a scientific field in which bilateral development has been experienced such that in one side the distance between its sub-fields is rising, in the other side the proximity of some sub-fields is increasing. Some developments gradually directed the two comprehensive areas of psy-chology, social psychology and clinical psychology towards separate ways although historically at the beginning they had been closed to each other. However, the interface between them has regained strength since the 90’s. The goal of the present paper was to reveal the interface between social and clinical psychology, and specifically investigate the case in Turkey. For this aim, firstly, the historical developments of relations between the areas of social and clinical psychology were overviewed, and the field of clinical social psychology was introduced. Then, in order to clarify the status of the interface in Turkey, the articles addressing Turkey published in The Journal of Social and Clinical Psychology, and the studies in The Turkish Journal of Psychology published in the 20 years between 1997 and 2016 were searched. Surveying has been conducted using the keywords (causal attributions, social perception, social cognition, attitudes, social influence, self-disclosure, self-presentation, interpersonal relations, aggression, prosocial behavior, group processes, self, emotions) relating to the topics of interface between social and clinical psychology. The studies were evaluated in terms of their subject matters, methodology, and sample characteristics. The picture of clinical social psychology in Turkey reflected that the number of studies relating to this field was limited and, the graduate programs in social psychology and clinical psychology seemed to keep away from one another. The possible reasons of the present situation were discussed, and the attempts were proposed in order to guide the progress toward clinical social psychology in the future.

Notlar Tam Metin (PDF)

Fonksiyonel somatik sendromlar ve DSM-5: Zihin beden yaklaşımı açısından bir değerlendirme
Functional somatic syndromes and DSM-5: An evaluation from the standpoint of mind-body approach
Burak Duruk; Özlem Sertel Berk
Geliş tarihi: 31.05.2019, Kabul tarihi: 31.07.2019
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000013

Özet | Abstract

TR
Klasik anlayışla “Somatizasyon” veya “Psikosomatik” olarak ifade edilen klinik görüngüler çağdaş literatürde sıklıkla “Fonksiyonel Somatik Sendrom” üst başlığı altında değerlendirilmektedir. Ancak günümüz tıp sistemi uygulamalarında halen geçerliğini koruyan biyomedikal düalistik anlayış bu klinik görüngülere tam bir zihin-beden bütünlüğü içerisinde yaklaşılmasını engellemektedir. Bu sendrom ve semptomların tanılanmasında da DSM-IV’te “tıbben açıklanamamaları” üzerinden yapılan bir değerlendirme merkezi role sahip olmuştur. Bu türden bir bakış açısının da doğası gereği multidisipliner bir ekiple ele alınması gereken Fonksiyonel Somatik Sendromların anlaşılmasını ve ele alınmasını zorlaştırdığı söylenebilir. Öte yandan APA’nın 2013 yılında yayımladığı DSM-5 ile gelen revizyonlar, ilgili klinik görüngülerin ele alınmasında önemli bir dönüşümü başlatmış görünmektedir. Bu yeni tanısal sistemle ortaya konan revizyonlar Fonksiyonel Somatik Sendromların düalistik bakışla ele alınmasında ön planda olan temel problemleri çözmeye aday görünmektedir. Bu bağlamda bu derleme çalışmasında ilgili klinik görüngülerin tam bir “zihin-beden bütünlüğü” yaklaşımıyla ele alınabilmesi açısından DSM-5’in kritik rolünün ve güncel bakış açılarının özetlenmesi amaçlanmıştır.
EN
Clinical phenomena, classically expressed as “Somatization” or “Psychosomatic” have become to be evaluated under the title of “Functional Somatic Syndromes” in the current literature. However, biomedical dualism which still remains valid in today’s medical practice prevents these clinical phenomena from being approached in a complete mind-body integrity. In the diagnosis of these syndromes and symptoms, emphasis on “medically unexplained” of DSM-IV had a central role. Indeed, this kind of approach makes the understanding and addressing of Functional Somatic Syndromes in a multidisciplinary fashion difficult. On the other hand, the revisions on DSM-5 by APA in 2013 seem to have initiated an important reconceptualization of these clinical phenomena. These revisions seem promising for solving main problems in handling Functional Somatic Syndromes caused by a dualistic approach. Therefore, this review aimed to discuss the critical role of DSM-5 on Functional Somatic Syndromes and summarize current approaches about them by proposing a full “mind-body integration”.

Notlar Tam Metin (PDF)