Online First
[SHORT COMMUNICATION] Critical health psychologists’ call to recognition and action: Critical health psychology, participatory action research and the situation in Turkey [TR]
Eleştirel sağlık psikologlarının tanınma ve eylem çağrısı: Eleştirel sağlık psikolojisi, katılımcı eylem araştırmaları ve Türkiye’deki durum
Aslı Esin Aslan, Ayla Hocaoğlu Uzunkaya
Received Feb 10, 2021, Revised May 5/Jun 10, 2021, Accepted Jun 13, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000061 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Health psychology has the property of being a relatively new subfield among other subdisciplines of psychology. Health psychology explores the factors that affect health and disease processes and plans interventions to improve health. Critical views arising from the dissatisfaction with the dominance of the positivist view within mainstream psychology have also begun to be expressed in the field of health psychology, and the critical health psychology sub-discipline has been developed with the observation of some limitations of health psychology in the historical process. Critical health psychology contributes to a more holistic approach to the concepts of health and illness, with the aim of overcoming the limitations of mainstream health psychology. However, critical health psychology and its methods are not sufficiently recognized in Turkey. In this study, the criticisms of critical health psychology towards the mainstream and its studies to overcome them were compiled. The aim of this article was to increase the recognition of critical health psychology and participatory action research in Turkey.
TR
Psikolojinin diğer alt disiplinleri içerisinde sağlık psikolojisi, görece yeni bir alt alan olma özelliğine sahiptir. Sağlık psikolojisi, sağlık ve hastalık süreçlerini etkileyen faktörleri araştırmakta ve sağlığı geliştirmek için müdahaleler planlamaktadır. Anaakım psikoloji içerisinde pozitivist görüşün hâkimiyetine duyulan memnuniyetsizlikten doğan eleştirel görüşler, sağlık psikolojisi alanında da dile gelmeye başlamış olup tarihsel süreçte sağlık psikolojisinin bazı sınırlılıklarının da gözlenmesiyle eleştirel sağlık psikolojisi alt disiplini geliştirilmiştir. Eleştirel sağlık psikolojisi, anaakım sağlık psikolojisinin kısıtlılıklarını aşma hedefiyle, sağlık ve hastalık kavramlarının daha bütüncül ele alınmasına katkı sağlamaktadır. Ancak Türkiye’de eleştirel sağlık psikolojisi ve yöntemleri yeterince tanınmamaktadır. Bu çalışmada eleştirel sağlık psikolojisinin anaakıma yönelttiği eleştiriler ve bunları aşmak için yaptığı çalışmalar derlenmiş olup bu makalenin Türkiye’de eleştirel sağlık psikolojisinin ve sık kullanılan yöntemlerden biri olan katılımcı eylem araştırmalarının tanınırlığını arttırması hedeflenmektedir.

Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Mediating roles of emotion regulation difficulties and rejection sensitivity in the relation between romantic attachment and couple adjustment [TR]
Romantik bağlanma ve çift uyumu arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü ve reddedilme hassasiyetinin aracı rolü
Zahide Tepeli Temiz, F. Işıl Bilican
Received Feb 16, 2021, Revised May 7/Jun 13, 2021, Accepted Jun 14, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000062 Pages: 

Abstract | Öz

EN
According to the attachment theory, relationships in early developmental stages provide a basis for emotion regulation skills and a pattern for rejection sensitivity. These early experiences also create a tendency for specific attachment styles in adulthood. Attachment shapes and maintains adjustment between couples. The current study aimed to examine the relationship between attachment, emotion regulation, and rejection sensitivity, which are thought to determine couple adjustment. Another aim was to investigate the mediating effects of rejection sensitivity and emotion dysregulation. The participants consist of 346 married individuals living in the city of Istanbul (Nfemale = 173, Nmale = 173). Findings regarding the path analysis show that the avoidance dimension of romantic attachment and the difficulty in emotion regulation negatively predicted the dyadic adjustment. The findings of the mediation analysis revealed an increase in attachment anxiety amplified the difficulty in emotion regulation and that decreased adjustment between the couples. Emotion regulation difficulty fully mediated the relationship between anxious attachment pattern and couple adjustment. Anxiety and avoidance dimensions of attachment were associated with increases in rejection sensitivity. However, rejection sensitivity did not have a direct or indirect effect on couple adjustment. In conclusion, the findings showed early structures continued to influence romantic relationships in adulthood. Based on the findings, therapeutic interventions to regulate emotions were expected to contribute positively relationship quality of couples.
TR
Bağlanma kuramına göre gelişimin erken dönemindeki ilişkiler çerçevesinde hem duygu düzenlemeye ilişkin beceriler kazanılmakta hem de reddedilmeye karşı duyarlı bir örüntü gelişebilmektedir. Erken dönemdeki bu deneyimler aynı zamanda yetişkinlik dönemindeki bağlanma stilleri için de belirleyici bir etkiye sahiptir. Çiftler arasındaki uyumun şekillenmesinde ve sürdürülmesinde bağlanmanın önemli etkileri bulunmaktadır. Bu çalışma çift uyumunu belirleyebileceği düşünülen bu değişkenlerin etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmanın bir diğer hedefi reddedilme hassasiyetinin ve duygu düzenlemenin aracılık etkilerinin incelenmesidir. Örneklem, İstanbul ilinde yaşayan 346 evli bireyden oluşmaktadır (Nkadın=173, Nerkek=173). Yol analizine ilişkin bulgular, romantik bağlanmanın kaçınma boyutunun ve duygu düzenleme güçlüğünün çift uyumunu negatif yönde yordadığını göstermektedir. Aracılık analizinin bulguları bağlanma kaygısındaki artışın duygu düzenleme güçlüğünü artırdığını ve bunun da çiftlerin arasındaki uyumu azalttığını göstermektedir. Duygu düzenleme güçlüğü, kaygılı bağlanma örüntüsü ile çift uyumu arasında tam aracılık göstermektedir. Bağlanmanın kaygı ve kaçınma boyutlarının reddedilme hassasiyetini artırdığı fakat reddedilme hassasiyetinin çift uyumu üzerinde doğrudan veya dolaylı bir etkisinin olmadığı görülmektedir. Sonuç olarak, çalışmanın bulguları bağlanma kuramını desteklemekte ve erken dönem oluşan yapıların yetişkinlikte romantik ilişkileri etkilemeye devam ettiğini göstermektedir. Bulgulardan hareketle, duyguları düzenlemeye yönelik terapötik müdahalelerin evli bireylerin ilişki kalitesine olumlu katkı sağlaması beklenmektedir.

Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[REVIEW] The use of Minnesota Multiphasic Personality Inventory, Thematic Perception Test, and Rorschach Inkblots Test in the evaluation of mental trauma in clinical and forensic context [TR]
Klinik ve adli bağlamda ruhsal travmanın değerlendirilmesinde Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri, Tematik Algı Testi ve Rorschach Mürekkep Lekeleri Testi’nin kullanımı
Burcu Kahveci Öncü, Gülbahar Baştuğ
Received Apr 22, 2021, Revised Jun 18, 2021, Accepted Jun 21, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000063

Abstract | Öz

EN

TR

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] A preliminary study of the Turkish adaptation of Hypomanic Attitudes and Positive Predictions Inventory [TR]
Hipomanik Tutumlar ve Pozitif Yordamalar Ölçeği’nin Türkçeye uyarlanmasına yönelik ön çalışma
Zeynep Maçkalı, Gülin Güneri
Received Feb 3, 2021, Revised May 31/Jun 30 2021, Accepted Jul 2, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000064

Abstract | Öz

EN

TR

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Investigation of the role of driving skills in the relationship between stress and driver anger [TR]
Stres ve sürücü öfkesi ilişkisinde sürüş becerilerinin rolünün incelenmesi
İbrahim Öztürk, Yeşim Üzümcüoğlu, Burcu Tekeş
Received Feb 9, 2021, Revised May 31/Jul 7 2021, Accepted Jul 10, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000065

Abstract | Öz

EN

TR

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[REVIEW] Cognitive impairment, pain, distress and impaired social functioning in pediatric cancer patients and psychological interventions regarding these areas: A systematic review [TR]
Pediatrik kanser hastalarında bilişsel bozukluk, ağrı, sıkıntı ve sosyal işlevsellikte bozulma ve bu alanlara yönelik psikolojik müdahaleler: Sistematik gözden geçirme
Merve Aydın, Özden Yalçınkaya Alkar
Received Feb 24, 2021, Revised May 7/Jul 18 2021, Accepted Jul 25, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000066

Abstract | Öz

EN

TR

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Determinants of traumatic stress symptoms in firefighters [TR]
İtfaiyecilerde travmatik stres belirtilerinin belirleyicileri
Zeynep Sofuoğlu, Sinem Cankardaş
Received Mar 19, 2021, Revised Jul 9/Aug 2 2021, Accepted Aug 7, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000067

Abstract | Öz

EN
Firefighters are at high risk of experiencing mental disorders like other first responders. Although the studies on the prevalence of mental health problems in firefighters are common in the literature, it is seen that there are limited studies on the causes of these problems. This study aimed to investigate the risk of depression and traumatic stress symptoms among firefighters working in Turkey. In addition, it was aimed to investigate the variables before and during the event that predicted the traumatic stress symptoms. For this purpose, data were collected from the 468 firefighters working in the fire department of 35 provinces that agreed to participate in the study by using the Behavior, Safety, and Culture – First Responders, Patient Health Questionnaire-2, and Impact of Events Scale. It was seen that approximately half of the firefighters met the diagnosis of possible post-traumatic stress disorder, and approximately one fifth had a risk of depression. It was observed that the level of distress experienced during the event was the variable that explained the higher variance in the level of traumatic stress symptoms. Findings indicate that firefighters should have access to the psychological support system. Thus, it may be possible to prevent the continuation of mental problems and decrease the quality of life.
TR
İtfaiyeciler acil durumlarda ilk müdahalede bulunan diğer meslek grupları gibi ruhsal bozukluklar deneyimleme riski yüksek bir gruptur. Yapılan bu çalışmada Türkiye’de çalışan itfaiyecilerde travmatik stres belirtileri ve depresyon riskini araştırmak; ayrıca travmatik stres belirtilerini yordayan olay öncesi ve sırasındaki değişkenleri incelemek amaçlanmıştır. Davranış, Güvenlik ve Kültür – Acil Durum Müdahale Ekibi formu, Hasta Sağlık Anketi – 2, ve Olayların Etkisi Ölçeği kullanılarak araştırmaya katılmayı kabul eden 35 ilin itfaiye şefliğinde çalışan toplam 468 itfaiyeciden veri toplanmıştır. Yapılan çalışma sonucunda itfaiyecilerin yaklaşık yarısının olası travma sonrası stres bozukluğu tanısını karşıladığı, yaklaşık beşte birinin ise depresyon riskine sahip olduğu görülmüştür. Olay sırasında deneyimlenen sıkıntı düzeyinin travmatik stres belirti düzeyindeki varyansı en fazla açıklayan değişken olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular, itfaiyecilerin psikolojik destek sistemine erişiminin sağlanması gerektiğine işaret etmektedir. Böylece hem ruhsal sorunların sürmesi hem de yaşam kalitesinin azalmasını önlemek mümkün
olabilir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] The Turkish Form of the COVID-19 Stress Scale: Validity and reliability study [TR]
COVID-19 Stres Ölçeği’nin Türkçe Formu: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Alperen Güçlü, Özden Yalçınkaya Alkar
Received Jun 21, 2021, Revised Aug 12, 2021, Accepted Aug 22, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000068

Abstract | Öz

EN
During the COVID-19 pandemic, some measurement tools have been developed to assess pandemic-related stress. One of these measurement tools is the COVID-19 Stress Scale, which can evaluate the stress related to this disease in a versatile way. In the current study, it was aimed to adapt the COVID-19 Stress Scale into Turkish. In total 180 people, whose ages range from 18 to 60 participated in the study. For examine the construct validity of the scale, exploratory (EFA) and confirmatory (CFA) factor analyzes were carried out, and for criterion validity, correlation with similar scales (COVID-19 Fear Scale, Coronavirus Anxiety Scale, Warwick Edinburgh Mental Well-Being Scale and Vancouver Obsessive Compulsive Inventory) was checked. As a result of the analysis, it is noteworthy that the scale, which was originally a five-factor structure, has a six-factor structure (threat/danger, socioeconomic consequences, xenophobia, contamination, traumatic stress, and compulsive control) in our country. Also it was determined that item factor loads range between .35 and .90, and the criterion-related validity was at an acceptable level. The scale is associated with similar measurement tools. According to the internal consistency coefficient calculated to evaluate the reliability of the scale, the Cronbach’s alpha reliability coefficient for the whole scale is .97, while these values vary between .89 and .96 for the sub-dimensions. Item-total correlations are between .63 and .82. In addition, split-half levels of the scale were calculated as .86. These findings support that the Turkish version of the scale is a reliable and valid measurement tool in assessing the stress due to COVID-19. The scale will make important contributions to the related literature in terms of allowing multi-dimensional evaluation on the basis of different sources of anxiety and showing good psychometric properties.
TR
COVID-19 pandemi döneminde, pandemiye ilişkin stresi değerlendirebilmek için bazı ölçüm araçları geliştirilmiştir. Bu ölçüm araçlarından biri de bu hastalığa yönelik stresi, çok yönlü bir biçimde değerlendirebilen COVID-19 Stres Ölçeği’dir. Mevcut çalışmanın amacı COVID-19 Stres Ölçeği’nin Türkçeye uyarlanmasıdır. Araştırmaya yaşları 18-60 aralığında değişen toplamda 180 kişi katılmıştır. Ölçeğin yapı geçerliğini inceleyebilmek için açımlayıcı (AFA) ve doğrulayıcı (DFA) faktör analizleri yürütülmüştür ve ölçüt bağıntılı geçerlik kapsamında benzer konulu ölçeklerle (COVID-19 Korkusu Ölçeği, Koronavirüs Anksiyete Ölçeği, Warwick Edinburg Mental İyi Oluş Ölçeği ve Vancouver Obsesif Kompulsif Ölçeği) korelâsyonuna bakılmıştır. Analizler sonucu, orijinal formunda beş faktörlü yapıda olan ölçeğin, ülkemizde altı faktörlü(tehdit/tehlike, sosyoekonomik sonuçlar, yabancı korkusu, kontaminasyon, travmatik stres ve kompulsif kontrol) bir yapısı olduğu dikkat çekmektedir. Ayrıca ölçek maddelerine ilişkin faktör yüklerinin .35 ile .90 arasında değiştiği, ölçüt bağıntılı geçerliğin ise kabul edilebilir düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ölçek, benzer ölçüm araçları ile ilişkilidir. Ölçeğin güvenirliğini değerlendirmek için hesaplanan iç tutarlılık katsayısına göre ise tüm ölçek için Cronbach alfa güvenirlik katsayısı .97 iken, alt boyutlar için bu değerler .89 ile .96 arasında değişmektedir. Ölçeğe ilişkin madde toplam korelâsyonları .63 ile .82 arasında yer almaktadır. Ayrıca ölçeğe ait iki yarı güvenirlik düzeyi de .85 olarak hesaplanmıştır. Bu bulgular, ölçeğin Türkçe formunun COVID-19’a bağlı stresi değerlendirmede güvenilir ve geçerli bir ölçüm aracı olduğunu desteklemektedir. Ölçek, farklı endişe kaynakları temelinde çok yönlü biçimde değerlendirmeye imkân tanıması ve iyi psikometrik özellikler göstermesi açısından ilgili alanyazına önemli katkılar sağlayacaktır.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Compassion fatigue and coping with stress in psychologists working with disadvantaged groups [TR]
Dezavantajlı gruplarla çalışan psikologlarda eşduyum yorgunluğu ve stres ile başa çıkma
Zeynep Maçkalı, Kübra Tuş Yiğit
Received May 23, 2021, Revised Aug 15, 2021, Accepted Aug 27, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000069

Abstract | Öz

EN
The aim of this study is to investigate the relationship between compassion fatigue and stress coping styles in psychologists working with disadvantaged groups and to examine to what extent depression, anxiety and stress predict compassion fatigue. Comparative analyses were conducted on the demographic characteristics of the participants in their coping styles with compassion fatigue and stress. The study was conducted with the Demographic Data Form, Professional Quality of Life Scale, Ways of Coping with Stress Scale and Depression Anxiety Stress Scale. These were applied to 300 psychologists which were 252 women (84%), 48 men (16%) between the ages of 22-65 (M = 29.82, SD= 6.0) who were living in Istanbul, Izmir and Bursa. It was found that coping styles of psychologists working with disadvantaged groups had predictive effect on compassion fatigue. Also, depression, anxiety and stress were found to be predictors of compassion fatigue. When the demographic characteristics were examined, it was found that the levels of compassion fatigue and coping styles differed according to gender and duration of work in the profession.
TR
Bu çalışmanın amacı, dezavantajlı gruplarla çalışan psikologlarda eşduyum yorgunluğu ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin araştırılması ve depresyon, anksiyete ve stresin eşduyum yorgunluğunu ne ölçüde yordadığının incelenmesidir. Bunların yanı sıra, eşduyum yorgunluğu ve stresle başa çıkma tarzlarının katılımcıların demografik özellikleri açısından karşılaştırmalı analizlerine de yer verilmiştir. Araştırma, 22-65 (Ort.= 29.82, S.S = 6.0) yaş arasında olan 252’i kadın (%84), 48’i erkek (%16) olmak üzere İstanbul, İzmir ve Bursa ilinde yaşayan 300 psikolog ile gerçekleştirilmiş ve Demografik Bilgi Formu, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği’nden yararlanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular kapsamında, dezavantajlı gruplarla çalışan psikologlarda stresle başa çıkma tarzlarının eşduyum yorgunluğu üzerinde yordayıcı etkisi olduğu tespit edilmiştir. Depresyon, anksiyete ve stresin eşduyum yorgunluğu üzerinde yordayıcı oldukları da saptanmıştır. Örneklemin demografik özellikleri doğrultusunda yapılan incelemelerde ise, cinsiyet ve meslekte çalışma sürelerine göre eşduyum yorgunluğu düzeylerinin ve stresle başa çıkma tarzlarının farklılaştığı bulgularına ulaşılmıştır.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Relationships between different dimensions of parentification according to gender and prediction level of parentification dimensions for psychological symptoms [TR]
Cinsiyete göre ebeveynleşmenin farklı boyutları arasındaki ilişkiler ve ebeveynleştirme boyutlarının psikolojik belirtileri yordama düzeyi
Sait Uluç, Duygu Köyden
Received Jun 7, 2021, Revised Aug 19, 2021, Accepted Sep 3, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000070

Abstract | Öz

EN
Parentification, a kind of dysfunction in the family system, is defined as a role change between parent and child. Parentification phenomenon occurs when the child or adolescent is forced to take parental responsibilities inappropriately or earlier than the appropriate time. In this study, it was aimed to examine the relationships between the Turkish version of the Filial Responsibility Scale (FRS-A) and the Turkish version of the Parentification Scale (PI). The extent to which the scales predicted the psychological symptoms were evaluated separately. The sample of the study consisted of 197 college students (99 females and 98 males), aged between 19 and 23 (M = 21.10, SD = 1.38). Relationships between FRS and PI sub-dimensions were tested separately for women and men using Pearson’s correlation analyses. The results of the analyses indicated that the relationships between the sub-dimensions of both scales were significant. Two hierarchical regression analyses were conducted to evaluate the predictive effects of the FRS-A and the PI on psychological symptoms. The results of the regression analysis indicated that the model based on the parentification type (FRS-A dimensions) estimated 22,3 % of the variance of psychological symptoms. On the other hand, the model based on whom the parentification is intended for (PI dimensions) estimated 18 % of the variance of psychological symptoms.
TR
Aile sistemindeki bir tür işlev bozulması olan ebeveynleşme (parentification), ebeveyn ile çocuk arasındaki rol değişimi olarak tanımlanmaktadır. Çocuk ya da ergen uygun zamandan daha erken ya da uygun olmayan bir biçimde ebeveyn sorumluluklarını üstlenmek zorunda bırakıldığında ebeveynleşme olgusu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Filial Sorumluluk Ölçeği (FSÖ-Y) ve Ebeveynleşme Ölçeğinin (EE) arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. İkinci olarak, ölçeklerin psikolojik iyilik halini yordayıp yordamadığı değerlendirilmiştir. Çalışmanın örneklemi 19 ile 23 yaş aralığında (Ort.=21.10, SS=1.38) 197 üniversite öğrencisinden (99 kadın ve 98 erkek) oluşmaktadır. FSÖ-Y ve EE alt boyutları arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon analizleri ile kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı incelenmiştir. Analiz sonuçları her iki ölçeğe ait alt boyutların birbirleriyle anlamlı ilişkileri olduğuna işaret etmiştir. FSÖ-Y’nin ve EE’nin genel psikolojik belirti düzeyi üzerindeki yordayıcı gücünü değerlendirebilmek için iki ayrı hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Regresyon analizi sonuçları ebeveynleşme türüne (FSÖ-Y boyutları) dayanan modelin psikolojik belirtilere ait varyansın % 22,3’nü tahmin ettiğine işaret etmiştir. Öte yandan ebeveynleşmenin kime yönelik olduğuna (EE boyutları) dayanan model psikolojik belirtilere ait varyansın % 18’ini tahmin etmiştir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Helicopter parenting, self-control, and problematic online gaming in emerging adults [EN]
Beliren yetişkinlerde helikopter ebeveynlik, öz-kontrol ve problemli çevrimiçi oyun oynama
Yankı Süsen, Halil Pak, Esra Çevik 
Received May 7, 2021, Revised Aug 31/Sep 5, 2021, Accepted Sep 6, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000071

Abstract | Öz

EN
This study aimed to investigate the mediating role of self-control on the relationship between perceived helicopter parental attitudes and problematic online gaming among emerging-adult online gamers. 186 gamers from Turkey were reached using a cross-sectional online survey. According to the results obtained in this study, self-control was negatively associated with problematic online gaming and perceived paternal helicopter parenting attitudes. Also, problematic online gaming was positively correlated with perceived maternal helicopter parenting attitude. It was further found that age, gender, and having previous psychiatric diagnosis were significantly related to problematic online gaming. Age had a positive significant correlation with problematic online gaming whereas those who reported having previous psychiatric diagnosis and male respondents also stated higher levels of problematic online gaming. Lastly, mothers were significantly perceived as having higher helicopter parental attitudes compared to fathers. However, the indirect effect was found significant only at paternal level. Thus, it can be concluded that the indirect effect was due to the tendency for those who perceived higher paternal helicopter parenting attitude to have lower levels of selfcontrol, which in turn resulted in higher levels of problematic online gaming. This study offers novel insight into online gaming research, indicating that perceived paternal helicopter parenting attitude may lead to developing problematic online gaming among emerging adult
children with low self-control. 
TR
Bu çalışma, beliren yetişkinler arasında algılanan helikopter ebeveynlik tutumu ile problemli çevrimiçi oyun oynama davranışı ilişkisinde öz-kontrolün aracılık rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Çevrimiçi kesitsel anket çalışması yoluyla Türkiye’den 186 oyuncuya ulaşılmıştır. Bu çalışma kapsamında elde edilen bulgulara göre; öz-kontrolün hem problemli çevrimiçi oyun oynama davranışı hem de baba için algılanan helikopter ebeveynlik tutumu ile negatif yönde bir ilişkiye sahip olduğu görülmüştür Ayrıca, problemli çevrimiçi oyun oynamanın, anne için algılanan helikopter ebeveynlik tutumu ile olumlu yönde bir ilişkiye sahip olduğu görülmüştür. Yaşın, cinsiyetin ve psikiyatrik tanı geçmişinin de problemli çevrimiçi oyun oynama davranışıyla anlamlı ilişkileri olduğu bulunmuştur. Yaş, problemli çevrimiçi oyun oynama ile pozitif yönde bir ilişkiye sahipken; psikiyatrik tanı geçmişi olanlar ve erkek katılımcılar daha fazla problemli çevrimiçi oyun oynadıklarını bildirmişlerdir. Son olarak, babalara kıyasla annelerin, anlamlı bir şekilde daha fazla algılanan helikopter ebeveyn tutumuna sahip oldukları görülmüştür; fakat, dolaylı etki yalnızca babalık düzeyinde anlamlı bulunmuştur. Dolayısıyla, baba için algılanan helikopter ebeveynlik tutumunun yüksek olduğu beliren yetişkinlerde öz-kontrol seviyelerinin daha düşük olduğu, bu durumun ise yüksek seviyede problemli çevrimiçi oyun oynama ile ilişkili olduğu sonucuna varılabilir. Bu çalışma, baba için algılanan helikopter tutumların, öz-kontrolü düşük beliren yetişkinler arasında problemli çevrimiçi oyun oynamaya neden olabileceğini ortaya koyarak çevrimiçi oyun oynama araştırmalarına özgün bir katkı sağlamaktadır.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[CASE REPORT] Cognitive Behavioral Therapy for nutrition and appetite anxiety: A case report [TR]
Beslenme ve iştaha ilişkin kaygıda Bilişsel Davranışçı Terapi: Bir olgu sunumu
Gözde Akkaya, Tuğba Yılmaz
Received Jul 8, 2021, Revised Aug 21, 2021, Accepted Sep 9, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000072

Abstract | Öz

EN
In this case report, the online psychotherapy and supervision process of a 27-year-old male client, who was worried that he would lose his appetite and not be able to eat, was described using the Cognitive Behavioral Therapy approach. In the first part, the main problems of the client, the development process of these problems and the client’s life history are discussed. The results of the psychological tests applied for clinical evaluation are included, and the clinical follow-up and therapy process are explained. The problem areas addressed in each session and the applied cognitive behavioral therapy techniques were discussed in detail. Within the scope of the intervention applied, situations that trigger the thought that the client cannot eat, evidence-counter-evidence analysis, alternative thoughts created, examples of cognitive distortions, and case-level cognitive formulation were included. In this direction, along with anxiety, the client’s perfectionist style and predominantly cognitive distortions are emphasized. As a result of the therapy, the client’s anxiety level and experiences of loss of appetite and inability to eat decreased. The results of this study shed light on both the effects of online therapy and how cognitive behavioral therapy can be applied on problem areas such as loss of appetite, malnutrition, and perfectionism. The results and limitations of this therapy application are detailed in the light of the literature.
TR
Bu olgu sunumunda, iştahsız olacağına ve yemek yiyemeyeceğine ilişkin kaygı yaşayan 27 yaşındaki erkek bir danışanın Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımıyla çevrimiçi biçimde 7 seans süren psikoterapi ve süpervizyon süreci anlatılmıştır. İlk bölümde danışanın temel sorunları, bu sorunların gelişim süreci ve danışanın yaşam öyküsü ele alınmıştır. Klinik değerlendirme amacıyla uygulanan psikolojik testlerin sonuçlarına yer verilmiş, klinik izlem ve terapi süreci aktarılmıştır. Her seansta ele alınan sorun alanları ve uygulanan bilişsel davranışçı terapi teknikleri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Uygulanan müdahale kapsamında danışanın yemek yiyemeyeceği düşüncesini tetikleyen durumlara, kanıt- karşı kanıt incelemesine, oluşturulan alternatif düşüncelere, bilişsel çarpıtma örneklerine ve olgu düzeyinde bilişsel formülasyona yer verilmiştir. Bu doğrultuda kaygıyla birlikte danışanın mükemmeliyetçi tarzı ve ağırlıklı olarak sergilediği bilişsel çarpıtmalar vurgulanmıştır. Terapi sonucunda danışanın kaygı düzeyinde ve iştahsızlık ile yemek yiyememe deneyimlerinde azalma olmuştur. Bu çalışmanın sonuçları, hem çevrimiçi terapinin etkilerine hem de iştah yitimi, beslenememe kaygısı ve mükemmeliyetçilik gibi sorun alanları üzerinde bilişsel davranışçı terapinin nasıl uygulanabileceğine ışık tutmaktadır. Bu terapi uygulamasının sonuçları ve sınırlılıkları alanyazın ışığında detaylandırılmıştır.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] The Turkish adaptation of In-Law Acceptance-Rejection Questionnaire/Short Form [TR]
Kayınvalide Kayınpeder Kabul-Red Ölçeği/Kısa Formun Türkçeye uyarlama çalışması
Büşra Aslan Cevheroğlu, Şennur Tutarel Kışlak, Gülen Say
Received Jun 1, 2021, Revised Aug 27/Sep 30, 2021, Accepted Oct 24, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000073

Abstract | Öz

EN
The aim of the current study was to examine the reliability and validity of In-law Acceptance Rejection Questionnaire/Short Form (ILAR/SF) which is used to evaluate the perceived acceptance and rejection from spouse’ family in a normal population in Turkey. A total of 567 married individuals, 369 females (65.1%) and 169 (34.9%) males, aged between 18-66 (mean = 35.36, S = 8.64) participated in the study. In the study, demographic information form was used to obtain information about the participants, Personality Assessment Scale (PAQ) and its subscales were used to evaluate criterion-related validity and also In-law Acceptance-Rejection Scale/ Short Form (ILAR/SF) was used. As suggested in other studies investigating the validity of interpersonal acceptance-rejection scales, the factor structure of the scale was evaluated by confirmatory factor analysis in this study. As a result of confirmatory factor analysis, it was found that the revised 4-factor model, which was obtained by loading the item 13 to warmth/affection factor instead of the indifference/neglect factor in the original form has acceptable fit index values. It was determined that the scale had good internal consistency and two half-test reliability coefficients and split half reliabilities and the criterion related validity features also were supported. As a result, it can be evaluated that ILAR/SF mother-in- law and father in law form is a valid and reliable instrument that can be used in various scientific studies and in clinical practice in Turkey.
TR
Kayınvalide ve kayınpederden algılanan kabul-red düzeyini değerlendirmede kullanılan “Kayınvalide Kayınpeder Kabul-Red Ölçeği/Kısa Formu” nun (KKRÖ/K) Türkiye’de geçerlik ve güvenirliğini belirlemek bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışmaya, yaşları 18-66 (Ort= 35.36, S=8.64) arasında değişen 369 kadın (% 65.1) ve 169 (% 34.9) erkek olmak üzere toplam 567 evli yetişkin katılmıştır. Çalışmada katılımcılar hakkında bilgi edinmek amacıyla demografik bilgi formu ölçüt bağıntılı geçerliği değerlendirmek amacıyla Kişilik Değerlendirme Ölçeği (KİDÖ) ve alt ölçekleri ve Kayınvalide Kayınpeder Kabul-Red Ölçeği/Kısa Form (KKRÖ/K) kullanılmıştır. Kişilerarası kabul-red ölçeklerinin geçerliğini araştıran diğer çalışmalarda önerildiği gibi bu çalışmada da ölçeğin faktör yapısı doğrulayıcı faktör analizi ile değerlendirilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda, ölçeğin orijinal formunda kayıtsızlık/ihmal faktöründe yer alan 13. maddenin sıcaklık/şefkat faktörüne yüklenmesi ile oluşturulan düzeltilmiş 4 faktörlü modelin kabul edilebilir uyum indekslerine sahip olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin iç tutarlık ile iki yarım test güvenirliği katsayılarının ve madde toplam korelasyonunun yeterli düzeyde olduğu ve ölçüt bağıntılı geçerlik özelliklerini de karşıladığı saptanmıştır. Sonuç olarak, KKRÖ/K; kültürümüzde çeşitli bilimsel çalışmalarda ve klinik uygulamalarda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olarak değerlendirilebilir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] The investigation of anxiety levels and attachment styles of mothers of children with food refusal complaints: A controlled study [TR]
Yeme reddi şikâyeti olan çocukların annelerinin kaygı düzeyleri ve bağlanma stillerinin incelenmesi: Kontrollü bir çalışma
Hümeyra İşbilen, Özlem Şireli Bingöl, Mehmet Çolak, Ecem Demirel, Ali Dayi,
Received May 7, 2021, Revised Aug 9/Sep 29, 2021, Accepted Oct 24, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000074

Abstract | Öz

EN
The aim of this study was to examine the anxiety levels and attachment types of mothers of children with food refusal complaints in the early childhood period. The participants were a group of 50 children around the ages of 1-6 with food refusal complaints and their mothers, and a control group of 50 healthy children and their mothers. After filling out the socio-demographic form, the participating mothers were evaluated using the “Beck Anxiety Inventory (BAI)” and the “Relationship Scales Questionnaire (RSQ)” under the researcher’s supervision. The BAI scores of the mothers in the food refusal group were considerably higher than the mothers in the control group. When the groups were evaluated in terms of RSQ scores, it was determined that 11% of mothers in the food refusal group had secure attachment types while that percentage was 89% for those in the control group; and there was a significant difference between both groups in terms of maternal attachment style. According to the results of our study, the anxiety and insecure attachment levels of the mothers of children with food refusal complaints were found to be significantly higher than the mothers in the control group. Our results indicate a positive correlation between the mothers’ anxiety levels and attachment types, and the food refusal problems from early childhood. 
TR
Bu çalışmanın amacı; yeme reddi şikâyeti olan erken çocukluk dönemindeki çocukların annelerinin kaygı düzeyi ve bağlanma stillerini incelemektir. Çalışmaya yeme reddi şikâyeti olan 1–6 yaş aralığında 50 çocuk ve annesi ile kontrol grubu olarak sağlıklı 50 çocuk ve anneleri katılmıştır. Çalışmaya katılan anneler sosyodemografik veri formunu doldurduktan sonra, araştırmacı gözetiminde; “Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ)”, “İlişki Ölçekleri Anketi (İÖA)” ile değerlendirilmiştir. Yeme reddi grubundaki annelerin BAÖ puanları kontrol grubundaki annelerin BAÖ puanlarına göre anlamlı düzeyde yüksektir. Gruplar İÖA puanları açısından değerlendirildiğinde; yeme reddi grubundaki annelerin %11’inde güvenli bağlanma, kontrol grubundaki annelerin %89’unda güvenli bağlanma biçimi olduğu, her iki grup arasında annelerin bağlanma biçimi açısından anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Çalışmamızın sonuçlarında, yeme reddi şikâyeti olan çocukların annelerinin kaygı ve güvensiz bağlanma düzeylerinin kontrol grubundaki annelere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuçlarımız annelerin kaygı düzeyleri ile bağlanma stillerinin, erken çocukluk dönemindeki yeme reddi sorunları ile ilişkili olduğunu düşündürmektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] The mediating role of cognitive emotion regulation strategies in the relationship between perceived partner support and depression, anxiety during pregnancy [TR]
Gebelikte algılanan eş desteği ve depresyon, anksiyete ilişkisinde bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü
Betül Sağlam Topal, Burcu Uysal
Received Jun 3, 2021, Revised Sep 14/Oct 5, 2021, Accepted Oct 26, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000075

Abstract | Öz

EN
The aim of this study was to examine the relationship between perceived partner support and cognitive emotion regulation strategies with depression and anxiety levels in women during pregnancy. Data were collected by paper-pencil and online data collection methods. Participants consist of 256 pregnant women who were in their gestational 4-42, living in Turkey, married, and between the ages of 18-43. In the study, Personal Information Form for sociodemographic, Partner Support Scale (EDÖ), Cognitive Emotion Regulation Scale (CERS), Edinburgh Postpartum Depression Scale (EPDS), Beck Anxiety Scale (BAI) were given to the participants. According to the findings, the mediation effects of cognitive emotion regulation strategies were found to be significant in the relationships between perceived partner support and depression and anxiety. Pregnant women with high partner support were found to have low depression and anxiety levels with the mediator effect of cognitive emotion regulation strategies. In the light of the findings, it was thought that the effect of perceived partner support on coping strategies was an important factor in protecting the mental health of pregnant women.
TR
Bu çalışmanın amacı gebelik döneminde kadınlarda algılanan eş desteği ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin depresyon, anksiyete düzeyleri ile olan ilişkisini incelemektir. Veriler elden ve çevrimiçi veri toplama yöntemleriyle toplanmıştır. Örneklemi, Türkiye’de yaşayan, evli, 18-43 yaş aralığında ve 4-42. haftalarında olan 256 gebe oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcılara, sosyodemografik ve gebeliğe dair bilgiler için Kişisel Bilgi Formu,
Eş Destek Ölçeği (EDÖ), Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ), Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EDSD), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) verilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde betimsel istatistikler, Pearson korelasyonu ve paralel aracılık analizleri kullanılmıştır. Bulgulara göre algılanan eş desteği ile depresyon ve anksiyete arasındaki ilişkilerde, bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracılık etkilerinin anlamlı olduğu görülmüştür. Algılanan eş desteği yüksek olan gebe kadınların bilişsel duygu düzenleme stratejileri aracılığı ile depresyon ve anksiyete düzeylerinin düştüğü bulunmuştur. Bulgular ışığında algılanan eş desteğinin başa çıkma stratejilerini etkileyişinin gebe kadınların ruh sağlığını korumada önemli bir faktör oluşturduğu düşünülmektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Maternal childhood trauma, postpartum mood problems, and self-efficacy in a Turkish sample: The path from attachment styles to alexithymia [EN]
Maternal childhood trauma, postpartum mood problems, and self-efficacy in a Turkish sample: The path from attachment styles to alexithymia
Yasemin Kahya, Sait Uluç
Received Jul 16, 2021, Revised Oct 30, 2021, Accepted Oct 31, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000076

Abstract | Öz

EN
Childhood traumas predispose adult individuals to develop insecure attachment styles in close relationships and alexithymia features causing limitations in an emotional capacity. For new mothers, postpartum is a period in itself that may increase mood problems such as depression and anxiety and mothers may question their efficacy in their maternal role. Thus, the purpose of the current research was to examine the relationship between maternal childhood trauma, mood problems, and self-efficacy via serial mediation of insecure attachment styles and alexithymia. A sample of postpartum Turkish mothers with healthy singleton infants (N = 63, Xage = 29.19) participated in the research. Mothers filled out the Childhood Trauma Questionnaire-Short Form, the Perceived Maternal Parenting Self-Efficacy Tool, CESDepression Scale, the State-Trait Anxiety Inventory, the Experiences in Close Relationships Inventory-II, and the Toronto Alexithymia Scale during a home visit when the infants were one month old. In statistical analyses, the PROCESS macro for serial multiple mediation was applied. The results indicated that the relationship between maternal childhood trauma and postpartum depression and anxiety was serially mediated by anxious attachment and, in turn, alexithymia. On the other hand, the serial mediator roles of insecure attachment styles and alexithymia on the relationship between maternal childhood trauma and postpartum selfefficacy were not significant; rather, the direct effect of maternal childhood trauma on postpartum self-efficacy was significant. Findings suggest anxious, rather than avoidant, attachment and alexithymia as intervention targets to buffer the effects of maternal childhood trauma on postpartum mood problems and self efficacy, which may consequently prevent the intergenerational transmission of risk.
TR
Çocukluk çağı travmaları, yetişkin bireyleri yakın ilişkilere yönelik güvensiz bağlanma stilleri geliştirmelerine ve duygusal bir sınırlılığa neden olan aleksitimiya özelliklerine yatkın kılabilmektedir. Yeni anne olanlar için ise postpartum dönemin kendisi depresyon, kaygı gibi duygu durum belirtilerinin yüksek olabildiği ve annelerin kendilerini annelik rolünde yeterlik açısından sorgulayabildikleri bir dönemdir. Buradan hareketle mevcut araştırmanın amacı, çocukluk çağı travmaları ve postpartum depresyon, kaygı ile öz-yeterlik arasındaki ilişkide güvensiz bağlanma stillerinin ve aleksitiminin seri aracı rolünü incelemektir. Araştırmaya ilk ve sağlıklı bebeğine sahip olmuş postpartum dönemdeki Türk anneler katılım sağlamıştır (N = 63, Xyaş = 29.19). Bebekleri bir aylıkken yapılan ev ziyaretinde annelere Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği-Kısa Formu, Annelerin Ebeveynliğe İlişkin Algıladıkları Öz-Yeterlik Ölçeği, CES-Depresyon Ölçeği, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ve Yakın İlişkilerde
Yaşantılar Envanteri-II verilmiştir. İstatistiksel analizlerde, seri aracı analizi için PROCESS makro kullanılmıştır. Bulgular, çocukluk çağı travmaları ve annenin postpartum dönemdeki depresyonu ile kaygısı arasındaki ilişkide, kaygılı bağlanmanın, ve takibinde aleksitiminin seri aracı rolü olduğunu göstermiştir. Diğer yandan, çocukluk çağı travmaları ve annenin postpartum dönemdeki öz-yeterliği arasındaki ilişki üzerinde güvensiz bağlanma stillerinin ve aleksitiminin seri aracı rolleri anlamlı olmamıştır. Bunun yerine, annenin postpartum dönemdeki öz-yeterliği üzerinde çocukluk çağı travmalarının doğrudan etkisi anlamlı olmuştur. Bu bulgular, çocukluk çağı travmalarının annenin postpartum dönemdeki duygu durum belirtileri ve öz-yeterliği üzerindeki etkilerini ortadan kaldırmak için kaçınıcı yerine kaygılı bağlanmanın ve aleksitiminin müdahale hedefleri olmasını önermektedir. Böylelikle, riskin nesiller-arası aktarımı önlenebilir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] The mediator role of marital satisfaction between the attachment styles and relationship-centered and partner-focused obsessive-compulsive symptoms [TR]
Bağlanma stilleri ile ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide evlilik uyumunun aracı rolü
Ebru Pelin Özel, Selin Karaköse
Received May 18, 2021, Revised Sep 10/Oct 25/Nov 2, 2021, Accepted Nov 3, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000077

Abstract | Öz

EN
Insecure attachment in close relationships in adulthood which is related to various psychopathological symptoms affects the quality of the relationship centered and partner focused obsessions and compulsions have been introduced to the literature in recent years and they are considered an important part of obsessive compulsive symptoms. Although previous studies investigated the associations between insecure attachment patterns and relationship obsessive-compulsive disorder in individuals in romantic relationships, the mediator role of marital adjustment in this relationship has not been examined. The aim of this study is to investigate the mediational role of marital adjustment between the relationship adult attachment styles and relationship-centered and partner-focused obsessive-compulsive symptoms. The sample of the study consists of 380 married individuals (200 females, 180 males) between the ages of 22-70 (M = 40.75, SD = 10.57) living in Istanbul, Turkey. Participants completed the Sociodemographic Information Form, Experiences in Close Relationship Scale-Revised (ECRR), Dyadic Adjustment Scale (DAS), Relationship Obsessive-Compulsive Inventory (ROCI) and, Partner-Related Obsessive-Compulsive Symptoms Inventory (PROCSI). Findings indicated that marital adjustment demonstrated a mediational role between the attachment styles and relationship-centered and partner-focused obsessive compulsive symptoms. These results implicate that clinicians might consider the role of attachment styles and marital adjustment in the treatment of relationship obsessive-compulsive disorder.
TR
Yetişkinlikte yakın ilişkilerde güvensiz bağlanmanın ilişkinin niteliğini etkilediği ve çeşitli psikopatolojiler ile yakından ilişkili olduğu bilinmektedir. İlişki merkezli ve partner odaklı obsesyon ile kompulsiyonlar alan yazına son yıllarda kazandırılmış kavramlardır ve önemli obsesif kompulsif belirtiler içerikleri olarak ele alınmaktadır. Geçmiş çalışmalarda güvensiz bağlanma örüntüleri ile ilişki merkezli ve partner odaklı obsesyon ve kompulsiyonlar bir arada ele alınsa da, alan yazında evlilik uyumunun bu ilişkideki aracı rolünü inceleyen bir çalışma henüz yer almamaktadır. Bu çalışmanın amacı, yetişkin bağlanma stilleri ile ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif kompulsif arasında evlilik uyumunun aracı rolünü araştırmaktır. Araştırmanın örneklemi, İstanbul’da yaşayan 22-70 yaş (M=40.75, SS=10.57) arasında 380 evli bireyden (200 kadın, 180 erkek) oluşmaktadır. Çalışma kapsamında Sosyodemografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-2 (YİYE-2), Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ), Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonlar Ölçeği (RİOKÖ) ile Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirtiler Ölçeği (PİOKBÖ) katılımcılara sunulmuştur. Bulgular, evlilik uyumunun kaygılı ve kaçınmacı bağlanma stili ile ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif kompulsif belirti düzeyi arasında aracılık rolü olduğunu göstermektedir. Araştırma bulguları, ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtilersöz konusu olduğunda klinisyenlerin evlilik uyumuna ek olarak güvensiz bağlanma stillerine yönelik de müdahalelerde bulunmasının önemine işaret etmektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Turkish Adaptation Study of the Scale of Unpredictability Beliefs [TR]
Öngörülemezlik İnançları Ölçeğinin Türkçeye Uyarlama Çalışması
Fatma Oktay, İhsan Dağ
Received Sep 9, 2021, Revised Oct 12, 2021, Accepted Nov 6, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000078

Abstract | Öz

EN
Unpredictability beliefs are related to an evaluation of inconsistency of oneself, other people, and the world. It emerged on the basis of attachment theory, learned helplessness theory, life history theory and appraisal theory of emotion. Studies have shown that unpredictability beliefs are associated with negative outcomes such as family unpredictability, causal uncertainty, and trait anxiety. The aim of this research is to adapt the Scale of Unpredictability Beliefs, which was developed to measure the level of unpredictability beliefs, into Turkish, to carry out validity and reliability studies. First of all, the translation study was carried out and the data collection phase was started. A total of 563 people, 445 women and 118 men, aged between 18-30 years (Mean = 21.17, Standard Deviation = 2.06) participated in the study. Participants completed Demographic Information Form, Scale of Unpredictability Beliefs, Retrospective Family Unpredictability Scale, and Brief Symptom Inventory. As a result of the confirmatory factor analysis, the 3-factor structure in the original form was confirmed. The Cronbach’s Alpha coefficients calculated to determine the internal reliability level of the scale range from .76 to .87. Test-retest reliability coefficients ranged from .78 to .87. Based on these findings, it was concluded that the scale is valid and reliable for use in Turkey. Thus, an important measurement tool has been brought into our language to be used in studies to be carried out in Turkey. In addition, the connection between early environment as well as early interpersonal relationships with psychopathologies in adult life have been revealed.
TR
Öngörülemezlik inançları, kişinin kendisini, diğer insanları ve dünyayı tutarsız olarak değerlendirmesiyle ilişkili bir kavramdır. Bağlanma kuramı, öğrenilmiş çaresizlik kuramı, yaşam öyküsü kuramı ve duygunun değerlendirme kuramı temelinde ortaya çıkmıştır. Yapılan araştırmalar öngörülemezlik inançlarının aile öngörülemezliği, nedensel belirsizlik ve sürekli kaygı gibi olumsuz sonuçlarla ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu araştırmanın amacı, öngörülemezlik inançları düzeyini ölçmek için geliştirilen Öngörülemezlik İnançları Ölçeğinin Türkçeye uyarlama, geçerlik ve güvenirlik çalışmalarının yürütülmesidir. Öncelikle çeviri çalışması yapılmış ve veri toplama aşamasına geçilmiştir. Araştırmaya 18-30 yaş aralığındaki (Ortalama = 21.17, Standart Sapma = 2.06), 445’i kadın ve 118’i erkek toplamda 563 kişi katılmıştır. Katılımcılar Demografik Bilgi Formu, Öngörülemezlik İnançları Ölçeği, Geçmişe Dönük Aile Öngörülemezliği Ölçeği ve Kısa Semptom Envanterini tamamlamıştır. Yapılan doğrulayıcı faktör analizi sonucunda orijinal formdaki 3 faktörlü yapı doğrulanmıştır. Ölçeğin iç tutarlılık düzeyini belirlemek için hesaplanan Cronbach Alfa katsayıları .76-.87 arasındadır. Test-tekrar test güvenirlik katsayıları ise .78-.87 arasında değişmektedir. Bu bulgulardan yola çıkarak ölçeğin Türkiye’de kullanım için geçerli ve güvenilir olduğu sonucuna varılmıştır. Böylelikle Türkiye’de yapılacak çalışmalarda kullanılmak üzere önemli bir ölçüm aracı dilimize kazandırılmıştır. Ayrıca, erken dönem kişilerarası ilişkilerin yanı sıra erken dönem çevrenin de yetişkin yaşamındaki psikopatolojilerle olan bağlantısı ortaya konmuştur.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Effectiveness of Dialectical Behavior Therapy-Online Group Skills Training during the Pandemic: A pilot study [TR]
Pandemi döneminde Diyalektik Davranış Terapisi-Çevrimiçi Grup Beceri Eğitimi etkililiği: Pilot bir çalışma
Hüdanur Akkuzu, Ayşe Beyza İnce-Çolak, Gülşen Karaman, Özlem Yılmaz, Setenay Koç, Tuğba Öz, F. Işıl Bilican
Received Jul 20, 2021, Revised Oct 26, 2021, Accepted Nov 13, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000079X

Abstract | Öz

EN
Dialectical behavior therapy (DBT) was developed by Linehan for clients with borderline personality disorder. It is based on behaviorist approach, Zen Buddhism and dialectical philosophy. There are four components: Individual session, group skills training, telephone coaching, and consultation team. DBT group skill training consists of four modules in total, including mindfulness, interpersonal effectiveness, stress tolerance, and emotion regulation skills. Many studies have been conducted on the effectiveness of DBT and DBT group skills training. In this study, the effectiveness of 8-week DBT group skill training in university students on depression, anxiety and stress levels during the pandemic was investigated. In addition, the improvements in emotion regulation, mindfulness, and interpersonal effectiveness skills were observed. A total of 17 women, who were undergraduate students between the ages of 18-24, participated in the study. An online self-evaluation form was sent to the participants and feedback was given to the applicants by phone call. Sociodemographic information form, the Five Facet Mindfulness Questionnaire-Short Form, Difficulties in Emotion Regulation Scale-Brief Form, Interpersonal Competence Questionnaire-Short Form, and Depression Stress and Anxiety Scale were sent online to the selected participants before participating in the group skill training, after the 4th session and at the end of the 8th week. According to the results, DBT group skill training was found to be helpful in reducing depression, anxiety and stress levels. In addition, an increase was observed in emotion regulation and interpersonal competence skills.
TR
Diyalektik davranış terapisi (DDT), Linehan tarafından sınırda kişilik bozukluğu danışanlar için geliştirilmiştir. Temelinde davranışçı yaklaşım, Zen Budizmi ve diyalektik felsefe bulunmaktadır. Bireysel seans, grup beceri eğitimi, telefonla danışmanlık ve konsültasyon ekibi olmak üzere dört bileşen vardır. DDT grup beceri eğitimi de bilinçli farkındalık, kişilerarası etkililik, sıkıntıya dayanma ve duyguları düzenleme becerileri olmak üzere toplamda dört modülden oluşmaktadır. DDT’nin ve DDT grup beceri eğitiminin etkililiğine dair birçok çalışma yürütülmüştür. Bu çalışmada ise haftalık DDT grup beceri eğitiminin üniversite öğrencilerinde pandemi dönemindeki depresyon, kaygı ve stres düzeylerindeki etkililiği incelenmiştir. Ayrıca katılımcılarda duygu düzenleme, bilinçli farkındalık, kişilerarası etkililik becerilerindeki gelişmeleri de gözlenmiştir. Çalışmaya 18-24 yaş arasında lisans öğrencisi olan toplamda 17 kadın katılmıştır. Katılımcılara çevrimiçi öz değerlendirme formu gönderilmiş ve telefon görüşmesi ile başvuruda bulunanlara geri bildirim yapılmıştır. Seçilen katılımcılara sosyodemografik bilgi formu, Beş Faktörlü Bilgece Farkındalık Ölçeği-Kısa Form, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form, Kişilerarası Yetkinlik Ölçeği-Kısa Formu, Depresyon Kaygı Stres Ölçeği grup beceri eğitimine katılmadan önce, 4. oturumdan sonra ve 8. haftanın sonunda çevrimiçi olarak gönderilmiştir. Sonuçlara göre, DDT grup beceri eğitiminin depresyon, kaygı ve stres düzeylerinin azalmasında yardımcı olduğu saptanmıştır. Ayrıca, duygu düzenleme ve kişilerarası etkililik becerilerinde de artış gözlenmiştir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] The relationship between procrastination, personality traits, metacognitive beliefs and worry [TR]
Erteleme davranışının kişilik özellikleri, üstbilişsel inançlar ve endişe ile ilişkisi
Hacer Değirmenci, Aynur Bilge Çetinkaya, Gözde Sayın Karakaş
Received Sep 5, 2021, Revised Oct 25/Nov 26, 2021, Accepted Nov 27, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000079

Abstract | Öz

EN
The main aim of the study was to investigate the relationships between general procrastination behavior, personality traits, metacognitive beliefs and worry. A total of 217 individuals (165 females, 52 males) aged between 18-68 were included in the study. The data of the research were collected online. In this cross-sectional study, Demographic Information Form, General Procrastination Scale, Five Factor Personality Scale, Metacognition-30 Scale, Penn-State Worry Questionnaire were used. Regression analysis revealed that conscientiousness trait and cognitive self-consciousness, negative and positive predictors of general procrastination behavior, respectively. Worry was not a statistically meaningful predictor of procrastination. In addition, results of mediation analysis showed that cognitive self-consciousness partially mediates the relationship between conscientiousness trait and procrastination. As a result, findings pointed that the role of metacognitive beliefs should be also evaluating for understanding the procrastination behavior. In addition, results of the current study can support developing new intervention programs for procrastination problems.
TR
Bu çalışmanın temel amacı genel erteleme davranışı ile kişilik özellikleri, üstbilişsel inançlar ve endişe arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmaya yaşları 18-68 arasında değişen toplam 217 katılımcı (165 kadın, 52 erkek) dâhil olmuştur. Araştırmanın verileri çevrimiçi olarak toplanmıştır. Kesitsel olarak yürütülen bu çalışmada katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Genel Erteleme Ölçeği, Beş Faktör Kişilik Ölçeği, Üstbiliş-30 Ölçeği, Penn-State Endişe Ölçeği uygulanmıştır. Yapılan regresyon analizi sonucunda, genel erteleme davranışını sorumluluk treytinin negatif ve bilişsel farkındalığın ise pozitif yordadığı bulunmuştur. Endişenin ise, erteleme davranışını istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yordamadığı görülmüştür. Ayrıca, aracılık analizleri sonucunda bilişsel farkındalığın, sorumluluk ile erteleme davranışı arasındaki ilişkiye kısmi olarak aracılık ettiği bulunmuştur. Sonuç olarak, bu çalışmanın bulguları erteleme davranışının anlaşılmasında üstbilişsel inançların rolünün de değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Ayrıca bu araştırmadan elde edilen sonuçların erteleme sorunlarına yönelik müdahale programlarının geliştirilmesine zemin hazırlayabileceği sonucuna varılmıştır.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Examination of emotion regulation in the family context: A mixed method study from Turkey [EN]
Duygu düzenlemenin aile bağlamında incelenmesi: Türkiye’den karma yöntemli bir çalışma
Cansu Alsancak-Akbulut, Nur Elibol-Pekaslan, Huri Gül Bayram-Gülaçtı, Basak Sahin-Acar
Received Aug 1, 2021, Revised Dec 5, 2021, Accepted Dec 25, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000080

Abstract | Öz

EN
Individuals use different strategies dealing with their negative emotions and these strategies are associated with various adjustment outcomes. In the family context, parental emotion regulation strategies are also linked to the children’s emotion regulation. One aim of the current study is to examine the type of emotion regulation strategies used by parents in the Turkish cultural context. Another aim is to exploratorily investigate whether parents’ emotion regulation processes emerge in a way that predicts their children’s emotion dysregulation. One hundred seven families that had a child attending primary school participated in this study. We conducted semi-structured interviews with the parents at their homes. Child emotion dysregulation was also measured with the Emotion Regulation Checklist. Based on content analysis, the findings revealed four main themes showing a converging pattern among parents, namely non-confrontation, proactive strategies, metacognitive strategies, and dysregulated expression. In the subsequent quantitative part of the study, parental adaptiveness scores for emotion regulation strategies were calculated to examine relationships with children’s emotion dysregulation. The findings of separate hierarchical regression analyses for mothers and fathers indicated that the maternal, but not paternal, adaptiveness level in emotion regulation significantly predicted the child’s emotion dysregulation after controlling for parental education and the child’s age and gender. These qualitative and quantitative findings contribute to the literature by drawing a comprehensive picture of emotion regulation in the family context in Turkey.
TR
Olumsuz duygularla baş etmek için bireyler farklı stratejiler kullanmaktadır. Bu stratejiler çeşitli uyum problemleriyle ilişkilidir. Aile bağlamında, ebeveynlerin duygu düzenleme stratejileri, çocuklarının duygu düzenleme becerileri ile de bağlantılıdır. Mevcut çalışmanın ilk amacı, Türk kültürü bağlamında ebeveynlerin kullandığı duygu düzenleme stratejilerini incelemektir. Mevcut çalışmanın bir diğer amacı, ebeveynlerin duygu düzenleme süreçlerinin, çocuklarının duygu düzenleme becerisini ön görecek şekilde ortaya çıkıp çıkmayacağını araştırmaktır. Bu araştırmaya ilkokula devam eden çocuğu olan 107 ebeveyn katılmıştır. Ebeveynlerle ev ortamlarında yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, çocukların duygu düzenleme becerileri Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği ile ölçülmüştür. İçerik analizine dayalı olarak, bulgular ebeveynler arasında benzer bir örüntü gösteren dört ana tema ortaya koymaktadır: yüzleşmeden kaçınma, proaktif stratejiler, üstbilişsel stratejiler ve düzensiz ifade. Araştırmanın nicel kısmında, çocukların duygu düzenleme becerileri ile ilişkisini incelemek amacıyla ebeveynlerin kullandıkları duygu düzenleme stratejilerinin uyumluluğunu gösteren uyum düzeyleri puanı oluşturulmuştur. Anne ve babalar için ayrı gerçekleştirilen hiyerarşik regresyon analizlerinin bulguları, ebeveyn eğitimi, çocuğun yaşı ve cinsiyeti kontrol edildikten sonra, duygu düzenleme stratejilerinde annenin uyum düzeyinin çocuğun duygu düzensizliğini anlamlı ölçüde yordadığını göstermiştir. Babalar için anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Nitel ve nicel bulgular, Türkiye’de aile bağlamında duygu düzenleme alanında kapsamlı bir tablo çizerek literatüre katkı sağlamıştır.

Notes Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Development and validation of the Multidimensional Current Control Scale [EN]
Çok Boyutlu Mevcut Kontrol Ölçeği geliştirme ve geçerlilik çalışması
Melike Eğer Aydoğmuş
Received Nov 15, 2021, Revised Jan 4, 2022, Accepted Jan 7, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000081 Pages: 

Abstract | Öz

EN
The most commonly used perceived control scales focus on persistent general control beliefs or the control over personal reactions. These scales are not applicable to various adult groups and fail to represent main life domains. In addition, previous research shows that current control feelings explain health outcomes better than general control beliefs. This study aimed to develop a general current control scale based on the degree of perceived control at five main life domains, targeting various adult groups. Five main life domains (i.e., health, interpersonal relations, personal growth, economy and societal issues) and their subsections were determined based on the perceived control literature. Five academics assessed the scale’s content validity, and its feasibility was tested via a pilot study. 376 participants (281 females, mean age 30.5) completed demographics information, the Multidimensional Current Control Scale (MCCS), the Domain General Perceived Control Scale, General Self-Efficacy Scale and Psychological Wellbeing Scale online. Results show that the scale has a good degree of factor, convergent and criterion validity. In addition, the scale has high internal reliability (a = .89) and test-retest reliability scores (r = .69) with a two-week interval. These findings helped us develop a multidimensional current control scale targeting various adult groups with good psychometric characteristics.
TR
Yaygın olarak kullanılan kontrol algısı ölçeklerinin, kolay kolay değişmeyen genel kontrol inançlarına ya da bireysel tepkiler üzerindeki kontrole odaklandığı görülmektedir. Bu ölçeklerin temel yaşam alanlarının tümünü temsil etmediği ve hitap ettikleri yetişkin gruplarının sınırlı olduğu tespit edilmiştir. Dahası araştırmalar, sağlıkla ilgili durumları genel kontrol inançlarından ziyade mevcut kontrol algısının daha geçerli şekilde yordadığını ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın amacı her kesimden yetişkine hitap edecek ve yaşamın temel alanlarında algılanan mevcut kontrolü kapsayacak bir algılanan genel kontrol ölçeği geliştirebilmektir. Alanyazın temel alınarak sağlık, kişilerarası ilişkiler, kişisel gelişim, ekonomik durum ve toplumsal olaylar olmak üzere beş temel yaşam alanı ve alt maddeleri belirlenmiştir. Beş akademisyenin yardımıyla ölçeğin kapsam geçerliliği tamamlanmış, bir pilot çalışma ile ölçek ilk şeklini almıştır. Daha sonra, yaş ortalaması 30.5 olan 281’i kadın 376 gönüllü, demografik bilgi formu, Çok Boyutlu Mevcut Kontrol Ölçeği (ÇBMKÖ), Alan Genel Algılanan Kontrol Ölçeği, Genel Öz Yeterlik Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeğini çevrimiçi şekilde tamamlamıştır. Analiz sonuçları ölçeğin yapı, kriter ve yakınsak geçerliliklerini karşıladığını göstermektedir. Ayrıca ölçeğin Cronbach alpha değeri ( = .89) ve iki hafta aralıklı test-tekrar test korelasyonu yüksek (r = .69) bulunmuştur. Bulgular birçok kesimden yetişkine uygulanabilecek iyi derecede psikometrik özelliklere sahip bir mevcut kontrol ölçeği geliştirilebilmesine imkan sağlamıştır.

Notes Fulltext (PDF)

[REVIEW] Neuroimaging findings related to Panic Disorder: A brief review [EN]
Panik Bozuklukla ilişkili güncel nörogörüntüleme bulguları: Kısa bir derleme
Dilara Kazancı, Seren Saltoğlu, Emel Erdoğdu
Received Nov 23, 2021, Revised Jan 26, 2022, Accepted Feb 6, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000082 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Panic disorder (PD) is defined by recurrent unanticipated panic attacks and anxiety of losing control, which negatively affects the patients’ life quality. Various neuroimaging techniques allow to assess brain structure or function and therefore represent important tools to understand the mechanisms related to PD pathology. Current studies have highlighted neural differences between PD patients and healthy controls using MRI, PET, SPECT or EEG. However, there is an urgent need to discuss findings from various investigations simultaneously in order to obtain a multidimensional understanding of PD pathology, which further allows identifying possible target regions for more effective treatment or prevention strategies. Therefore, the present work briefly reviews PD related neuroimaging studies published between 2012 and 2021. Relevant articles were searched using a combination of keywords relevant to various neuroimaging techniques (e.g., MRI, MRS, PET, EEG, fNIRS) and to PD (e.g., panic, anxiety, panic disorder). Studies involving patients with comorbid conditions other than agoraphobia and participants aged under 18 were excluded. A total of 20 studies fulfilling inclusion criteria were considered in this review. Most of the reviewed studies point to structural and functional neural changes in regions of the proposed fear network mostly including the hippocampi, thalamic nuclei, amygdalae, anterior cingulate corti, insulae and other frontal lobe regions. Such neural changes in PD are thought to result in a hypersensitive fear network affecting normal emotional processing. Finally, studies showed that different treatments can partly reverse these changes, which significantly improves the quality of life in PD patients.
TR
Panik bozukluk (PB), hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkileyen, beklenmedik ve tekrarlayan panik ataklar ve kontrolü kaybetme kaygısıyla tanımlanmaktadır. Nörogörüntüleme teknikleri, beyinde panik bozuklukla ilişkili yapısal ve fonksiyonel değişimlerin altını çizerek PB ile ilgili mekanizmaların anlaşılmasında önemli araçlar haline gelmiştir. Güncel araştırmalar PB hastaları ve sağlıklı kontroller arasındaki önemli nöral farklılıkları MRI, PET, SPECT ve EEG gibi yöntemlerle aydınlatmaktadır. Ancak PB patolojisini çok boyutlu olarak anlayabilmek için gerçekleştirilen araştırmalardan elde edilen sonuçların tartışılmasına ihtiyaç vardır. Olası hedef bölgelerin tanımlanması ileride daha etkili tedavi ve müdahale stratejilerinin geliştirilmesine olanak verecektir. Bu makalede PB ile ilişkili nörogörüntüleme bulguları derlenmiştir. Literatür taramasına 2012 ve 2021 yılları arasında yayınlanmış ve 18 yaşından büyük katılımcıların yer aldığı PB ile ilişkili nörogörüntüleme çalışmalarının bulguları dahil edilmiştir. Araştırma PubMed, Web of Science ve PsycINFO’da nörogörüntüleme teknikleri için anahtar kelimeler (örn, fMRI, PET, EEG, fNIRS) ve “panik”, “anksiyete” ve ”panic bozukluk” gibi PB ile ilişkili anahtar kelimelerin taranmasıyla gerçekleşmiştir. Komorbit durumları olan hastaları içeren (örn, depresyon ve panik bozukluk tanısı olan), 18 yaşından küçük ergen ve çocuklarla yapılmış, 2012 yılından öncesine ait çalışmalar araştırmaya dahil edilmemiştir. Derlemede toplamda içleme kriterlerini karşılayan 21 çalışmaya yer verilmiştir. Birçok çalışma, hipokampal ve talamik bölgeler, frontal, oksipital, temporal lop, amigdala , anterior singulat korteks ve insula ile ilişkili bölgelere işaret eden çalışmalar olduğu gibi, PB hastalarında ‘korku ağı modeli’ olarak sunulması önerilen beyin bölgelerinde anlamlı yapısal ve fonksiyonel değişikliklere işaret etmektedir. Sonuç olarak çalışmalardan elde edilen bulgular, çeşitli tedavilerin, hastaların yaşam kalitesini anlamlı ölçüde yükseltecek şekilde PB ‘den etkilenen bölgelerde faydalı olduğunu göstermiştir.

Notes Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] The mediating role of ruminative thinking style in the relationship between self-compassion and psychological symptoms [TR]
Öz-duyarlık ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide ruminatif düşünce biçiminin aracı rolü
Elif Özcan, Ahmet Sapancı
Received Aug 31, 2021, Revised Jan 31, 2022, Accepted Feb 7, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000083 Pages: 

Abstract | Öz

EN
The aim of this study is to examine the mediating role of ruminative thinking in the relationship between self-compassion and psychological symptoms. The research was conducted with the predictive correlational method. The participants of the study consisted of a total of 471 people, 353 women (74.9%) and 118 men (25.1%), who were determined by the convenience sampling method. Participants were aged between 18 and 65 (M = 29, SD = 10). Self-Compassion Scale, Ruminative Thought Style Scale, Brief Symptom Inventory and Sociodemographic Information Form were used as data collection tools in the study. Pearson Correlation Analysis was used to analyze the data, and regression analysis based on the bootstrap method was used to test the mediation effect. As a result of the research, it was determined that ruminative thinking style plays a mediating role in the relationship between self-compassion and psychological symptoms. The results of the study were discussed within the framework of the relevant literature, and suggestions were presented for both future research and mental health professionals. It is thought that the findings obtained will contribute to a better understanding of the structure of self-compassion and ruminative thinking when working with psychological symptoms in clinical practice.
TR
Bu çalışmanın amacı öz-duyarlık ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide ruminatif düşünce biçiminin aracı rolünü incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama modeline dayalı yordayıcı korelasyonel yöntemle yapılmıştır. Araştırmanın katılımcıları kolayda (uygun) örnekleme yöntemiyle belirlenen, 353 kadın (%74.9) ve 118 erkek (%25.1) olmak üzere toplam 471 kişiden oluşmaktadır. Katılımcıların yaşları 18 ile 65 arasındadır (M =29, SS = 10). Araştırmada veri toplama aracı olarak Öz-duyarlık Ölçeği, Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde Pearson Korelasyon Analizi, aracılık etkisinin test edilmesinde ise bootstrap yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda, ruminatif düşünce biçiminin öz-duyarlık ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide aracı rol üstlendiği bulunmuştur. Çalışmanın sonuçları ilgili literatür çerçevesinde tartışılarak hem sonraki araştırmalar hem de ruh sağlığı çalışanları için öneriler sunulmuştur. Elde edilen bulguların klinik uygulamalarda psikolojik belirtilerle çalışılırken öz-duyarlığın ve ruminatif düşünce biçiminin yapısının daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[REVIEW] Emotion regulation in chronic diseases: A review on cardiovascular diseases, cancer, migraine, fibromyalgia and psoriasis [TR]
Kronik hastalıklarda duygu düzenleme: Kalp ve damar sistemi hastalıkları, kanser, migren, fibromiyalji ve sedef hastalığı üzerine bir derleme
Ezgi Tuna
Received Oct 25, 2021, Revised Jan 26, 2022, Accepted Feb 7, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000084 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Emotion regulation (ER) involves conscious and automatic regulation of the occurrence, type, intensity, timing and expression of emotions. Previous studies indicate that ER not only affects individuals’ mental health outcomes, but also plays a critical role in physical health as well. Especially in chronic diseases, how emotions are regulated shapes many patient variables including self-care, treatment adherence and stress management; affecting both physical and psychological well-being. Furthermore, there is evidence that ER plays a role in initiation and prognosis of some chronic diseases. The aim of this review article was to summarize evidence regarding the association between chronic diseases and ER, and describe limitations in the existing studies in order to guide future research. To reach this aim, after a brief discussion of the mechanisms between emotions and health, we discussed research findings on ER in cardiovascular disease (CVD), cancer, migraine, fibromyalgia and psoriasis, respectively. Findings indicate that emotion and ER play a role in the etiology of CVD; yet, there are mixed findings regarding their role in the etiology of cancer. Research on migraine, psoriasis and fibromyalgia are rather correlational. Findings generally suggest that individuals with a chronic disease report more problems in ER as compared to healthy individuals. Frequent use of less adaptive strategies among patients have been related to less favorable outcomes such as psychopathology symptoms, bodily symptoms and lower quality of life. Understanding ER in chronic diseases could guide the development of prevention and intervention programs aimed at increasing patients’ quality of life. The article ends with an evaluation of the literature and suggestions for clinical practice.
TR
Duygu düzenleme; duygularının oluşumunu, çeşidini, yoğunluğunu, zaman akışındaki yerini ve ifadesini belirlediğimiz bilinçli ve bilinçdışı süreçleri içermektedir. Yapılan çalışmalar, duygu düzenlemenin ruh sağlığı üzerindeki kritik etkisinin yanı sıra, fiziksel sağlık üzerinde de önemli etkilerinin olduğuna işaret etmektedir. Özellikle kronik hastalığı olan bireylerde duyguların nasıl düzenlendiği öz-bakım, tedaviye uyum ve stres kaynaklarıyla baş etme gibi pek çok süreci etkileyerek hem fiziksel ve hem de psikolojik iyilik hali için belirleyici olmaktadır. Bunun yanında duygu düzenlemeyle ilgili sorunların bazı kronik hastalıkların etiyolojisinde ve seyrinde rol oynadığına dair kanıtlar mevcuttur. Bu derleme makalesinin amacı, kronik hastalıklarda duygu ve duygu düzenlemeye dair bilimsel çalışma bulgularını özetlemek ve mevcut çalışmalardaki eksiklere değinerek gelecek çalışmalar için öneriler sunmaktır. Bu amaçla, duygular ve sağlık ilişkisine dair mekanizmaların kısaca özetlenmesinin ardından; sırasıyla, kalp ve damar sistemi (KDS) hastalıkları, kanser, migren, fibromiyalji ve sedef hastalığında duygu düzenlemeyle ilgili bulgulara değinilmiştir. Özetle, KDS hastalıklarının etiyolojisinde duygu ve duygu düzenlemenin rolüne dair kanıtların güçlü olduğu görülmekteyken, kanser için etiyolojiye dair bulguların çelişkili olduğu söylenebilir. Migren, sedef hastalığı ve fibromiyalji için ise çalışma bulguları korelasyonel niteliktedir. Genel olarak çalışmalar kronik hastalığı olanlarda olmayanlara göre duygu düzenleme sürecinde aksaklıklar olduğunu göstermektedir. Hastalar arasında daha az işlevsel duygu düzenleme stratejilerinin kullanımı; psikopatoloji belirtileri, bedensel belirtiler ve düşük yaşam kalitesi gibi olumsuz sonuçlarla ilişkilendirilmiştir. Duygu düzenleme süreçlerinin kronik hastalıklardaki rolünün anlaşılması, önleyici çalışmaların planlanması ve kronik hastalığı olan bireylerin yaşam kalitesini arttıracak müdahalelerin geliştirilmesinde rehberlik etmesi açısından önemlidir. Makale, alan yazının genel bir değerlendirmesi ve öneriler ile sona ermektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Early maternity experiences of Syrian women: A phenomenological research [TR]
Erken yaşta anne olan Suriyeli kadınların annelik deneyimleri üzerine fenomenolojik bir araştırma
Huriye Tak, Hale Nur Kılıç Memur, Nur Başer Baykal, Hatice Betül Yücekaya 
Received Oct 26, 2021, Revised Jan 29, 2022, Accepted Feb 7, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000085 Pages: 

Abstract | Öz

EN
There has been an increase in the cases of early marriage and motherhood in Turkey, especially in the post-migration process. The aim of this study is to examine the motherhood experiences of Syrian women who experienced adolescence motherhood. Within the scope of this purpose, focus group interviews were conducted with 11 Syrian women who applied to the Bağcılar (Istanbul) Community Center, became mothers between the ages of 14-17, and are currently between the ages of 26-54. As a data collection tool, a semi-structured interview form created by the researchers was used. This form consists of 15 open-ended questions. The interviews were analyzed with interpretive phenomenology, which is one of the qualitative research methods. As a result of the analysis; early marriage experiences, encouragement to have children, deficiency of knowledge in child care, difficulties in early motherhood and power sources emerged as main themes. These themes were discussed in the light of the literature, and suggestions and limitations were stated. 
TR
Türkiye’de özellikle göç sonrası süreçte erken yaşta evlilik yapma ve anne olma olgularında artış olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmanın amacı, erken yaşta anne olan Suriyeli kadınların, annelik deneyimlerini incelemektir. Bu amaç kapsamında, Bağcılar (İstanbul) Toplum Merkezi’ne başvurmuş, 14-17 yaş arasında anne olmuş, şimdiki yaşları 26-54 arasında olan 11 Suriyeli kadın ile odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak, araştırmacıların oluşturduğu yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Bu form 15 açık uçlu sorudan oluşmaktadır. Görüşmeler nitel araştırma yöntemlerinden biri olan yorumlayıcı fenomenoloji ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda; erken evlilik deneyimleri, çocuk sahibi olmaya teşvik, çocuk bakımını bilmeme, erken yaşta annelikte yaşanan zorluklar ve güç kaynakları öne çıkan temalar olmuştur. Bu temalar alanyazın ışığında tartışılmış; öneri ve sınırlılıklar belirtilmiştir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Understanding intention to get vaccinated against COVID-19: The predictor role of experiencing financial loss, perceived knowledge about vaccines, and health anxiety [TR]
COVID-19 aşısı olma niyetini anlamak: Maddi kayıp yaşama, aşılar hakkında algılanan bilgi düzeyi ve sağlık kaygısının yordayıcı rolü
Elifnaz Leblebici, Merve Nuray Ayözcan, Gözde İkizer,
Received Oct 15, 2021, Revised Feb 21, 2022, Accepted Feb 28, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000086 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Although it is known that vaccination is very crucial for controlling the spread of COVID-19, intentions of individuals to vaccinate may vary considerably. Therefore, in this study, the aim was to examine the factors related with individuals’ intentions of COVID-19 vaccine. To assess the individuals’ intentions of COVID-19 vaccine, 525 individuals between 18-64 ages who had not yet received the COVID-19 vaccine participated in this study. The study was conducted using an online questionnaire consisting of measures of sociodemographic characteristics, variables related to exposure to COVID-19, risk group status for COVID-19, perceived knowledge on vaccines, health anxiety, and self efficacy levels. Data were analyzed through hierarchical regression analysis. Sociodemographic variables, being in the risk group for COVID-19, and individuals’ own or a close one’s previous diagnosis of COVID-19 were not associated with their intention to be vaccinated against COVID-19. On the other hand, results showed that individuals’ intentions of COVID-19 vaccine were significantly related with increased perceived knowledge about COVID-19 vaccines, having experienced financial loss in the COVID-19 outbreak, and having high levels of health anxiety. Findings of the study may help to design vaccination campaigns in society.
TR
COVID-19 salgınını kontrol altına almak için aşılamanın çok önemli olduğu bilinse de bireylerin aşı niyetleri büyük ölçüde değişkenlik gösterebilir. Bu nedenle bireylerin aşı niyeti ile ilgili olabilecek değişkenlerin belirlenmesi önemlidir. Bu çalışmada bireylerin COVID-19 aşısı olma niyeti ile ilgili değişkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya henüz COVID-19 aşısı olmamış, 18-64 yaş aralığındaki 525 birey katılmıştır. Çevrimiçi bir anket kullanılarak katılımcıların sosyodemografik özellikleri, COVID-19’a maruz kalma düzeyleri, COVID-19 için risk grubunda olup olmadıkları, aşı hakkındaki algılanan bilgi düzeyi, sağlık kaygısı ve öz yeterlilik düzeyleri değerlendirilmiştir. Veriler hiyerarşik regresyon analizi yoluyla incelenmiştir. Sosyodemografik değişkenler, COVID-19 için risk grubunda olmaları ve kendilerinin ya da bir yakınlarının COVID-19 tanısı almış olmaları COVID-19 aşı olma niyetleri ile ilişkili bulunmamıştır. Öte yandan bulgular bireylerin COVID-19 aşı olma niyetlerinin COVID-19 aşıları konusunda bilgilerinin fazla algılanması, COVID-19 salgınında maddi kayıp yaşamış olmaları ve yüksek sağlık kaygısı düzeylerine sahip olmaları ile ilişki olduğunu göstermektedir. Çalışma bulgularının toplumda aşılama kampanyalarının tasarlanmasında yardımcı olabileceği düşünülmektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Influence of COVID-19 Pandemic on social media addiction: Investigation among university students [TR]
COVID-19 Pandemisinin sosyal medya bağımlılığına etkisi: Üniversite öğrencilerinde bir inceleme
Kuntay Arcan
Received Nov 19, 2021, Revised Mar 2, 2022, Accepted Mar 16, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000087 Pages: 

Abstract | Öz

EN
The aim of the present study was to investigate the possible influence of COVID-19 pandemic related variables on social media addiction. The sample comprised 394 university students. Personal Information Form, COVID-19 Information Form, COVID-19 Pandemic Burden Form, Difficulties in Emotion Regulation Scale-Brief Form, Bergen Social Media Addiction Scale, Coronavirus Anxiety Scale were utilized to gather online data of voluntary participants. It was observed that social media usage increased among the majority of the participants (74.6%) during the COVID-19 pandemic. Moreover, social media addiction scores of the participants were associated with longer social media usage, lower GPA, being young and female in addition to emotion regulation difficulties, pandemic burden and COVID-19 anxiety. These findings revealed that several factors which were caused by COVID-19 related global health crisis posed risk for social media addiction symptoms. When the possibilities which include this health crisis may not quit in the short term and similar problems may repeat in the future were taken into consideration, it was concluded that deeper examination of the roles of pandemic related factors such as COVID-19 anxiety and burden for social media and other addictions, would be required.
TR
Bu çalışmanın amacı, sosyal medya bağımlılığının, COVID-19 ve pandemi süreci ile ilişkili faktörlerden nasıl etkilenmiş olabileceğinin incelenmesidir. Çalışmanın örneklemini 394 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Verilerin, gönüllü katılımcılardan çevrim-içi toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, COVID-19 Bilgi Formu, COVID-19 Pandemisi Bıkkınlığı Formu, Duygu Düzenleme Ölçeği Kısa Formu, Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ve Koronavirüs Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların önemli bir çoğunluğunda (%74.6) pandemi döneminde sosyal medya kullanım süresinin arttığı gözlenmiştir. Sosyal medya bağımlılığının ise artan sosyal medya kullanım süresi, düşük not ortalaması, genç yaşta ve kadın olmanın yanı sıra duygu düzenleme güçlüğü, pandemi bıkkınlığı ve COVID-19 kaygısı ile ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucunda COVID-19’a bağlı yaşanan küresel sağlık krizinin etkilerinin, sosyal medya bağımlılığı belirtileri açısından risk faktörü oluşturduğu görülmüştür. Pandeminin kısa sürede sona ermeyebileceği ve benzer sorunların gelecekte tekrarlanabileceği ihtimalleri dikkate alındığında, bu çalışmada öne çıkan etkilerden kaygı, bıkkınlık gibi değişkenlerin sosyal medya ve diğer bağımlılıklardaki rolünün derinlemesine incelenmesinin gerekli olduğu düşünülmüştür.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Mediating role of defense mechanisms and dimensions of the interpersonal relationship in the relationship between selfobject needs and personality disorders [TR]
Kendiliknesnesi ihtiyaçları ve kişilik bozuklukları arasındaki ilişkide savunma mekanizmaları ve kişilerarası ilişki boyutlarının aracı rolü
Yıldız Bilge, Nuran Bingöl
Received Dec 30, 2021, Revised Mar 17/Mar 23, 2022, Accepted Mar 24, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000088 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Especially in the early stages of life, met or unmet the selfobject needs has an important role in the development of personality. The literature has revealed evidence that approaching and defensively avoiding selfobject needs may be associated with personality disorders. The present study aims to examine the mediating effects of defense mechanisms and dimensions of the interpersonal relationship in the relationship between selfobject needs and personality disorders. The research sample consisted of a total of 402 people [253 females (62.9%) and 149 males (37.1%), aged between 18 and 59 (M.= 32.28, SD.= 7.76)], and it was a cross-sectional screening study. The data were collected using the Socio-demographic Information Form, Coolidge Axis II Inventory Short Form, Selfobject Needs Inventory, Defense Style Questionnaire, and Scale of Dimensions of Interpersonal Relationship. As a result of the analyzes, personality disorders and approaching mirroring- idealization- twinship, and avoiding idealization- twinship, selfobject needs, immature defense mechanisms, and approval dependence variables were positively correlated with each other; It was determined that the variables of trust in others and emotional awareness showed significant negative correlations. It was found that in the relationship between selfobject needs and personality disorders, the variables of immature and neurotic defenses, approval dependence, trusting others and emotional awareness have significant partial mediation effects in certain types of personality disorders. Then research findings were discussed based on the literature, and limitations of the study and possible contributions to theory and clinical practice, and suggestions for new studies to be made were presented. 
TR
Yaşamın özellikle erken dönemlerinde kendiliknesnesi ihtiyaçlarının karşılanması veya karşılanmaması kişiliğin gelişmesinde önemli bir role sahiptir. Alanyazın savunmacı bir şekilde kendiliknesnesi ihtiyaçlarına yaklaşma ve onlardan kaçınmanın kişilik bozuklukları ile ilişkili olabileceğine yönelik bulgular ortaya koymuştur. Bu çalışmanın amacı ise kendiliknesnesi ihtiyaçları ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkide savunma mekanizmaları ve kişilerarası ilişki boyutlarının aracı etkilerinin incelenmesidir. Araştırma, yaşları 18-69 (Ort.= 26.27, SS.= 8.36) arasında değişen 253’ü kadın (%62.9) ve 149’u erkek (%37.1) olmak üzere toplam 402 kişinin katıldığı kesitsel bir tarama çalışmasıdır. Veriler Sosyo-demografik Bilgi Formu, Coolidge Eksen II Envanteri Kısa Form, Kendiliknesnesi İhtiyaçları Envanteri, Savunma Biçimleri Testi ve Kişilerarası İlişki Boyutları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Analizler sonucunda kişilik bozuklukları ile aynalanma- idealizasyon- ikizliğe yaklaşma ve idealizasyon- ikizlikten kaçınma kendiliknesnesi ihtiyaçları, immatür savunma mekanizmaları ve onay bağımlılık değişkenlerinin birbirleriyle pozitif yönde; başkalarına güven ve duygu farkındalığı değişkenlerinin negatif yönde anlamlı korelasyonlar gösterdiği saptanmıştır. Kendiliknesnesi ihtiyaçları ve kişilik bozuklukları arasındaki ilişkide immatür ve nevrotik savunmaların, onay bağımlılık, başkalarına güven ve duygu farkındalığı değişkenlerinin belli tip kişilik bozukluklarında kısmi aracılık etkilerinin anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Araştırma bulguları alanyazına dayandırılarak tartışılmış, çalışmaya yönelik sınırlılıklar, teorik literatüre ve klinik uygulamalara ilişkin olası katkılar ve yapılacak yeni çalışmalara yönelik öneriler sunulmuştur.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] List of Anxious Situations in Clinical Interview: A pilot study about an instrument on anxiety-related situations [TR]
Klinik Görüşme Kaygısı Durum Listesi: Görüşmede kaygı uyandıran durumlara özgü bir ölçüm aracına dair pilot çalışma
Gamze Gültekin, Orçun Yorulmaz
Received Dec 3, 2021, Revised Feb 25/Mar 21, 2022, Accepted Mar 24, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000089 Pages: 

Abstract | Öz

EN
The aim of this current study is to perform a pilot study on features of an instrument on anxious situations on clinical interview. Following literature search, we designed the List of Anxious Situations in Clinical Interview (LASI), which is a 21-item self-report measure with feeling thermometer rating scale. Totally 335 psychology undergraduates participated in study by completing LASI, Counselor Activity Self-Efficacy Scales (CASES) as well as demographical form. The result of explanatory factor analysis showed that the LASI consists of two subscales, namely general and first interview situations, and these factors has satisfactory reliability values. Moreover, the correlational and group comparison analyses also indicated that the LASI in total and subscales had concurrent and criterion validity. As it is considered that there are not many measures particularly focused on anxiety in clinical interview in the literature, the LASI is a promising instrument examining anxious situations in clinical interview, and it can be used for various purposes, including scientific research on anxiety about clinical interview of students and relevant psychological assessment, administrations, and interventions. 
TR
Bu çalışmanın amacı klinik görüşmeye yönelik duyulan durum temelli kaygının değerlendirilmesi için pratik bir araç geliştirmeye yönelik bir pilot uygulama yapmaktır. Ölçüm aracı ilgili yapılan alanyazının incelenmesi sonrasında, ilk görüşme esnasında olabilecek çeşitli durumları içeren yüzlük bir derecelendirmeye sahip 21 maddelik Klinik Görüşme Kaygısı Durum Listesi (GKDL) hazırlanmıştır. Listenin genel psikometrik özelliklerinin incelenmesi amacı ile yapılan bu çalışmaya 335 psikoloji bölümü lisans öğrencisi katılmıştır. Katılımcılar bilgi formu, GKDL ve Psikolojik Danışma Öz-Yeterlik Ölçeği’nden (PDÖÖ) oluşan ölçek setini doldurmuşlardır. Açımlayıcı faktör analizinin sonucuna göre ölçüm aracının genel ve ilk görüşmeye özgü durumlar olmak üzere iki alt boyuttan oluştuğu ve bu boyutların kabul edilebilir güvenirlik değerlerine sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca değişkenler arası korelasyon ve grup farkı analizleri, hem toplam hem alt boyutlar için GKDL’nin eş zaman ve ölçüt geçerliğini destekler nitelikte olduğuna işaret etmektedir. İlgili alanyazındaki klinik görüşme kaygısının değerlendirilmesi konusunda çok sayıda araç olmaması ve bu yöndeki ihtiyaç da düşünüldüğünde, GKDL’nin öğrencilerin klinik görüşmedeki durumlara yönelik kaygısının değerlendirilmesi ile ilgili bilimsel çalışmalarda ve bu kaygıya yönelik yapılacak uygulama ve müdahalelerde kullanılmak üzere önemli bir potansiyele sahip olduğu düşünülmektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[REVIEW] Determining reading disorder with eye tracking and machine learning: A review of the literature [TR]
Okuma bozukluğunun göz izleme ve makine öğrenmesiyle belirlenmesi: Alanyazının gözden geçirilmesi
Esmehan Özer, Rahime Duygu Temeltürk
Received Dec 20, 2021, Revised Apr 23, 2022, Accepted May 9, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000090 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Reading disorder, namely dyslexia, is the difficulties in the pronunciation and comprehension dimensions of reading. Studies in which dyslexia, one of the most common learning disorders, are examined using a technology-based and innovative technique, eye tracking, are frequently encountered. By means of eye tracking, the saccade and the fixation of dyslexic readers are reached during reading and analysis are performed with the obtained physiological data. Thus, the analysis and examination of the reading skills of dyslexic readers and their reading performance and profiles are revealed. In addition, in recent years, eye tracking and machine learning have started to be applied together in determining whether a reader is dyslexic or not. This review aims to analyze and summarize the researches carried out to identify dyslexic individuals using eye tracking and machine learning. For this reason, in the article, after the definitions of eye movements and machine learning algorithms, studies on the detection of dyslexia in readers in four different languages, namely Spanish, Swedish, Greek and Finnish, are summarized. Therefore, it is critical to evaluate dyslexic individuals clinically and educationally with physiological data, to diagnose them in the earliest period, to apply specific intervention programs, and to prevent academic failure and negative experiences. Thus the accurately diagnosis can be made without loss of time and economic loss as a result of the application of eye tracking and machine learning even if it is complementary by clinical psychologists, guidance, psychological counseling and special education specialists in psychiatry clinics and Guidance Research Centers. In addition to studies conducted in four different languages regarding the diagnosis of reading disorders with high accuracy using eye tracking and machine learning dyslexic individuals whose mother tongue is Turkish can also be evaluated and diagnosed in this way at the earliest age and be designed specific intervention programs.
TR
Okuma bozukluğu yani disleksi okumanın sesletim ve anlama boyutlarındaki güçlüklerdir. Yaygın olarak karşılaşılan öğrenme bozukluklarından biri olan disleksinin teknoloji temelli ve yenilikçi bir teknik olan göz izleme ile incelendiği çalışmalarla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Göz izleme tekniği aracılığıyla dislektik okurların okuma esnasında sekme ve sabitleme göz hareketlerine ulaşılmakta, elde edilen fizyolojik veriler ile analizler gerçekleştirilmektedir. Böylece dislektik okurların okuma becerilerine ilişkin yapılan analiz ve incelemeler ile okuma performans ve profilleri ortaya konulmaktadır. Bunun yanı sıra son yıllarda bir okurun dislektik olup olmadığının değerlendirilerek tespit edilmesinde göz izleme ve makine öğrenme algoritmalarının birlikte uygulanmaya başlandığı görülmektedir. Bu derleme çalışması ise göz izleme tekniği ve makine öğrenmesi algoritmaları kullanılarak dislektik bireylerin belirlenmesi için yapılan araştırmaların incelenerek özetlenmesini amaçlamaktadır. Bu nedenle makalede göz hareketleri ve makine öğrenmesi algoritmaları ile ilgili tanımlamaların ardından okurlarda disleksinin saptanmasına yönelik İspanyolca, İsveççe, Yunanca ve Fince olmak üzere dört farklı dilde yapılan çalışmalar özetlenmiştir. Dolayısıyla dislektik bireylerin fizyolojik veriler ışığında hem klinik hem de eğitsel olarak değerlendirilip en erken dönemde tanılanmalarının ve bu bireylere özgü müdahale programlarının geliştirilerek zaman kaybedilmeden uygulanmasının, akademik başarısızlığın ve olumsuz yaşantılarının önüne geçilmesi için kritik öneme sahip olduğu düşünülmektedir. Böylece göz izleme ile makine öğrenmesinin tamamlayıcı bir rolle de olsa tanı-değerlendirme süreçlerinde yer alarak psikiyatri kliniklerinde ve rehberlik araştırma merkezlerinde klinik psikolog, rehberlik psikolojik danışmanlık ve özel eğitim alanlarındaki uzmanlar tarafından uygulanması sonucunda doğru tanılamanın zaman kaybı ve ekonomik kayıp olmaksızın yapılabileceğine dikkat çekilmek istenmiştir. Göz izleme ve makine öğrenmesi kullanılarak yüksek doğruluk ile okuma bozukluğunun tanılanabileceğine ilişkin dört farklı dilde yapılan çalışmaların yanı sıra ana dili Türkçe olan dislektik bireylerin de bu yolla en erken dönemde değerlendirilip tanılanabilecekleri ve kendilerine özgü müdahale programlarının tasarlanabileceği öngörülmektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Lay beliefs about fatalism: Development of a General Fatalism (GFAT) Scale [EN]
Kaderciliğe ilişkin inançlar: Genel Kadercilik (GKAD) Ölçeğinin geliştirilmesi
Canay Doğulu
Received Apr 2, 2022, Revised May 24, 2022, Accepted May 24, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000091 Pages: 

Abstract | Öz

EN
The growing body of research on the role of fatalism on the psychology of various health-related behaviors has witnessed various conceptualization and assessment efforts. The importance of the topic for its implications for behavioral change necessitates the need for better conceptualization and measurement of fatalism. The present study aimed to develop a reliable and valid self-report measure for assessing lay beliefs about general fatalism (GFAT) in a predominantly Muslim and collectivistic culture. To this end, a scale development study was conducted 361 adult participants (Mage = 32.49, SDage = 12.97) recruited via snowball sampling in social media platforms. The exploratory factor analyses conducted on the 62 GFAT items revealed a seven-factor structure with 58 items, explaining 59.89% of the total variance. The obtained multi-dimensional factor structure was represented with destiny, functionality, helplessness, uncontrollability, valuation, luck, and submission subscales. The Cronbach’s alpha coefficients of the GFAT subscales ranged between .74 and .95, demonstrating the internal consistency of the scale. The meaningful and significant correlations of the subscales with external control orientation, just world belief, and religiosity measures evidenced the construct validity of the scale. Overall, findings demonstrate that the GFAT scale is a reliable and valid self-report measure for assessing individual differences in lay beliefs about fatalism. The developed scale can be used to measure the multifaceted construct of fatalism in future studies aimed at understanding its influence on the psychology of behavioral change, with implications for increasing the functioning of individuals and communities with respect to social and practical problems.
TR
Kaderciliğin sağlıkla ilgili çeşitli davranışların psikolojisi üzerindeki rolüne odaklanan araştırmalardaki artışa, kaderciliğin kavramsallaştırılmasına ve değerlendirilmesine yönelik çeşitli çabalar eşlik etmiştir. Konunun davranış değişikliği üzerindeki etkileri açısından sahip olduğu önem, kaderciliğin daha iyi kavramsallaştırılması ve ölçülmesi ihtiyacını ortaya koymuştur. Bu çalışmada, ağırlıklı olarak Müslüman ve toplulukçu bir kültürde genel kaderciliğe (GKAD) yönelik inançları ölçmek için güvenilir ve geçerli bir öz bildirime dayalı bir aracın geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, sosyal medya platformlarında kartopu örneklemesiyle ulaşılan 361 yetişkin katılımcının (Ort.yaş = 32.49, Syaş = 12.97) yer aldığı bir ölçek geliştirme çalışması yapılmıştır. 62 GKAD maddesiyle yapılan açımlayıcı faktör analizleri, toplam varyansın %59.89’unu açıklayan 58 maddelik yedi boyutlu bir yapı ortaya koymuştur. Elde edilen bu çoklu boyut yapısı kader, işlevsellik, çaresizlik, kontrol edilemezlik, biçilen değer, şans ve boyun eğme alt ölçekleriyle temsil edilmiştir. GKAD alt ölçeklerinin .74 ile .95 arasında değişen Cronbach alfa katsayıları ölçeğin iç tutarlığa sahip olduğunu göstermiştir. Alt ölçeklerin dışsal kontrol yönelimi, adil dünya inancı ve dindarlık değişkenleri ile anlamlı ve beklenen yöndeki korelasyonları ölçeğin yapı geçerliliğini destekler niteliktedir. Genel olarak, bulgular GKAD ölçeğinin kadercilik inançlarındaki bireysel farklılıkları ölçmede güvenilir ve geçerli bir öz bildirim aracı olduğunu göstermiştir. Geliştirilen bu ölçek, kaderciliğin davranış değişikliğinin psikolojisi üzerindeki etkisini anlamayı amaçlayan ve bulguların sosyal ve pratik sorunlar bağlamında bireylerin ve toplulukların işleyişini iyileştirmek açısından doğurgulara sahip gelecek araştırmalarda kaderciliğin çok yönlü yapısını ölçmek için kullanılabilir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] The relationship among adult Attention Deficit Hyperactivity Disorder symptoms, childhood trauma, and marital adjustment in a non-clinical sample [TR]
Klinik olmayan örneklemde evlilik uyumunun erişkinlerde görülen Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri ve çocukluk çağı ruhsal travma düzeyleri ile ilişkisi
Cemile Esinç Arz, İpek Güzide Pur Karabulut, Elçin Sakmar Balkan
Received Jan 10, 2022, Revised Jun 5, 2022, Accepted Jun 18, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000092 Pages: 

Abstract | Öz

EN
The main aim of the current study is to examine the relationship between childhood trauma, attention deficit hyperactivity disorder (ADHD) symptoms in adulthood and marital adjustment. For this purpose, the role of ADHD symptoms in adulthood as a potential mediator of the relationship between childhood trauma and marital adjustment was tested. The study involved 301 participants (164 women and 137 men) who were married once and officially, for at least one year, aged 22-61, and had at least high school degree. A demographic information form, Adult Self-Report Scale (ASRS-v1.1), Childhood Trauma Questionnaire (CTQ) and Dyadic Adjustment Scale (DAS) were administered. Spearman Correlation Analysis and “PROCESS” macro developed by Hayes in regression analysis for the instrument variable were used to test the hypothesis. It’s depicted that there is a positive relationship between adult attention deficit and hyperactivity disorder symptoms and childhood trauma levels while there is a negative one between adult attention deficit and hyperactivity disorder symptoms and marital adjustment. The association between childhood trauma and marital adjustment is also identified as negative. It was indicated that there was a mediator role of adult attention deficit and hyperactivity disorder symptoms in relation to childhood trauma and marital adjustment. The results were found to be consistent with the literature in general and were discussed in the context of the literature. 
TR
Bu çalışmada evli bireylerin, evlilik uyumu ile erişkinlerde görülen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) belirtileri ve çocukluk çağı ruhsal travma düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla, çocukluk çağı ruhsal travma ile evlilik uyumu arasındaki ilişkide erişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtilerinin aracı rolü test edilmiştir. Araştırmaya Türkiye’de yaşayan, 22-61 yaş arasındaki en az lise mezunu, ilk evliliği olan, en az bir yıldır resmi nikâhlı 301 birey (164 kadın, 137 erkek) katılmıştır. Çalışmada veri toplamak için Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ), Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (EDEHB) ve Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (ÇRTÖ) kullanılmıştır. Analizlerde Spearman Korelasyon Analizi ve aracı değişken için yapılan regresyon analizinde Hayes’in geliştirdiği “PROCESS” makro eklentisi kullanılmıştır. Yapılan analizlerde, erişkin DEHB belirtileri ile çocukluk çağı ruhsal travma düzeyleri arasında pozitif, erişkin DEHB belirtileri ile evlilik uyumu düzeyleri arasında negatif ve çocukluk çağı ruhsal travma ile evlilik uyumu düzeyleri arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Çocukluk çağı ruhsal travma ile evlilik uyumu arasındaki ilişkide erişkin DEHB belirtilerinin aracı rolü bulunduğu saptanmıştır. Çalışmada bulunan sonuçların genel olarak alanyazınla tutarlı olduğu görülmüş, alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[REVIEW] Understanding excessive shopping behavior: A review of classification and measurement [TR]
Aşırı alışveriş davranışını anlamak: Sınıflandırma ve ölçme üzerine bir gözden geçirme
Zeynep Akyüz, Adviye Esin Yılmaz
Received Mar 15, 2022, Revised Jun 5, 2022, Accepted Jun 18, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000093 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Although over-purchasing behavior was mostly addressed in consumer research in the past, nowadays it has been considered as a psychological problem. Debates have still continued on how to name excessive shopping behavior, which was previously more prominent among consumer research, as a psychological problem and in which classification it should be included in. The possible options can be impulse control disorder, obsessive-compulsive disorder and associated disorders, or a behavioral addiction. This problem that has been stated with various names in the past, is now more commonly referred as compulsive buying and shopping addiction. Another non-consensual issue is how to measure this behavior. Depending on the context in which the problem is handled, the dimensions of the behavior that the measurement instruments consider will change. The aim of this review is to examine the classification, measurement and characteristics of measurement instruments developed according to the context in which over-purchasing behavior is addressed. Thus, an overview will be provided on which measurement instruments can be preferred in the clinic and purchasing behavior research, and how the treatment plan will be developed accordingly. Consequently, it can be stated that the nature of over-purchasing behavior and in what context it occurs should be evaluated in detail, and the behavior can be included in different classifications according to different contexts. 
TR
Aşırı satın alma davranışı geçmişte daha çok tüketici araştırmalarında ele alınsa da, günümüzde psikolojik bir sorun olarak kabul görmektedir. Önceleri tüketici araştırmaları arasında daha çok yer bulan aşırı alışveriş davranışının psikolojik bir sorun olarak nasıl isimlendirileceği ve hangi sınıflandırma içinde yer alacağı konusuna dair tartışmalar alanyazında devam etmektedir. Bu sorunun bir dürtü kontrol bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve ilişkili bozukluklar ya da bir davranışsal bağımlılık olarak ele alınması seçenekler arasındadır. Geçmişte çeşitli isimlerle anılan bu sorun günümüzde alanyazında daha çok kompulsif satın alma ve alışveriş bağımlılığı olarak yer bulmaktadır. Fikir birliği olmayan diğer bir konu ise bu davranışın nasıl ölçüleceğidir. Sorunun hangi bağlamda ele alındığına bağlı olarak ölçüm aracının davranışın hangi boyutlarını ele aldığı da değişmektedir. Bu gözden geçirme çalışmasının amacı aşırı satın alma davranışının sınıflandırması, ölçümü ve ele alındığı bağlama göre geliştirilen ölçüm araçlarının özelliklerini incelemektir. Böylece klinikte ve satın alma davranışı araştırmalarında hangi ölçüm aracının tercih edilebileceğine ve buna bağlı olarak tedavi planının nasıl şekilleneceğine dair bir bakış sağlanmış olacaktır. Sonuç olarak aşırı satın alma davranışının doğasının ve hangi bağlamda gerçekleştiğinin ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiği ve davranışın farklı bağlamlara göre farklı sınıflamalar içinde yer alabileceği söylenebilir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)