Online First
[ORIGINAL ARTICLE] The relationship between procrastination, personality traits, metacognitive beliefs and worry [TR]
Erteleme davranışının kişilik özellikleri, üstbilişsel inançlar ve endişe ile ilişkisi
Hacer Değirmenci, Aynur Bilge Çetinkaya, Gözde Sayın Karakaş
Received Sep 5, 2021, Revised Oct 25/Nov 26, 2021, Accepted Nov 27, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000079

Abstract | Öz

EN
The main aim of the study was to investigate the relationships between general procrastination behavior, personality traits, metacognitive beliefs and worry. A total of 217 individuals (165 females, 52 males) aged between 18-68 were included in the study. The data of the research were collected online. In this cross-sectional study, Demographic Information Form, General Procrastination Scale, Five Factor Personality Scale, Metacognition-30 Scale, Penn-State Worry Questionnaire were used. Regression analysis revealed that conscientiousness trait and cognitive self-consciousness, negative and positive predictors of general procrastination behavior, respectively. Worry was not a statistically meaningful predictor of procrastination. In addition, results of mediation analysis showed that cognitive self-consciousness partially mediates the relationship between conscientiousness trait and procrastination. As a result, findings pointed that the role of metacognitive beliefs should be also evaluating for understanding the procrastination behavior. In addition, results of the current study can support developing new intervention programs for procrastination problems.
TR
Bu çalışmanın temel amacı genel erteleme davranışı ile kişilik özellikleri, üstbilişsel inançlar ve endişe arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmaya yaşları 18-68 arasında değişen toplam 217 katılımcı (165 kadın, 52 erkek) dâhil olmuştur. Araştırmanın verileri çevrimiçi olarak toplanmıştır. Kesitsel olarak yürütülen bu çalışmada katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Genel Erteleme Ölçeği, Beş Faktör Kişilik Ölçeği, Üstbiliş-30 Ölçeği, Penn-State Endişe Ölçeği uygulanmıştır. Yapılan regresyon analizi sonucunda, genel erteleme davranışını sorumluluk treytinin negatif ve bilişsel farkındalığın ise pozitif yordadığı bulunmuştur. Endişenin ise, erteleme davranışını istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yordamadığı görülmüştür. Ayrıca, aracılık analizleri sonucunda bilişsel farkındalığın, sorumluluk ile erteleme davranışı arasındaki ilişkiye kısmi olarak aracılık ettiği bulunmuştur. Sonuç olarak, bu çalışmanın bulguları erteleme davranışının anlaşılmasında üstbilişsel inançların rolünün de değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Ayrıca bu araştırmadan elde edilen sonuçların erteleme sorunlarına yönelik müdahale programlarının geliştirilmesine zemin hazırlayabileceği sonucuna varılmıştır.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Examination of emotion regulation in the family context: A mixed method study from Turkey [EN]
Duygu düzenlemenin aile bağlamında incelenmesi: Türkiye’den karma yöntemli bir çalışma
Cansu Alsancak-Akbulut, Nur Elibol-Pekaslan, Huri Gül Bayram-Gülaçtı, Basak Sahin-Acar
Received Aug 1, 2021, Revised Dec 5, 2021, Accepted Dec 25, 2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000080

Abstract | Öz

EN
Individuals use different strategies dealing with their negative emotions and these strategies are associated with various adjustment outcomes. In the family context, parental emotion regulation strategies are also linked to the children’s emotion regulation. One aim of the current study is to examine the type of emotion regulation strategies used by parents in the Turkish cultural context. Another aim is to exploratorily investigate whether parents’ emotion regulation processes emerge in a way that predicts their children’s emotion dysregulation. One hundred seven families that had a child attending primary school participated in this study. We conducted semi-structured interviews with the parents at their homes. Child emotion dysregulation was also measured with the Emotion Regulation Checklist. Based on content analysis, the findings revealed four main themes showing a converging pattern among parents, namely non-confrontation, proactive strategies, metacognitive strategies, and dysregulated expression. In the subsequent quantitative part of the study, parental adaptiveness scores for emotion regulation strategies were calculated to examine relationships with children’s emotion dysregulation. The findings of separate hierarchical regression analyses for mothers and fathers indicated that the maternal, but not paternal, adaptiveness level in emotion regulation significantly predicted the child’s emotion dysregulation after controlling for parental education and the child’s age and gender. These qualitative and quantitative findings contribute to the literature by drawing a comprehensive picture of emotion regulation in the family context in Turkey.
TR
Olumsuz duygularla baş etmek için bireyler farklı stratejiler kullanmaktadır. Bu stratejiler çeşitli uyum problemleriyle ilişkilidir. Aile bağlamında, ebeveynlerin duygu düzenleme stratejileri, çocuklarının duygu düzenleme becerileri ile de bağlantılıdır. Mevcut çalışmanın ilk amacı, Türk kültürü bağlamında ebeveynlerin kullandığı duygu düzenleme stratejilerini incelemektir. Mevcut çalışmanın bir diğer amacı, ebeveynlerin duygu düzenleme süreçlerinin, çocuklarının duygu düzenleme becerisini ön görecek şekilde ortaya çıkıp çıkmayacağını araştırmaktır. Bu araştırmaya ilkokula devam eden çocuğu olan 107 ebeveyn katılmıştır. Ebeveynlerle ev ortamlarında yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, çocukların duygu düzenleme becerileri Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği ile ölçülmüştür. İçerik analizine dayalı olarak, bulgular ebeveynler arasında benzer bir örüntü gösteren dört ana tema ortaya koymaktadır: yüzleşmeden kaçınma, proaktif stratejiler, üstbilişsel stratejiler ve düzensiz ifade. Araştırmanın nicel kısmında, çocukların duygu düzenleme becerileri ile ilişkisini incelemek amacıyla ebeveynlerin kullandıkları duygu düzenleme stratejilerinin uyumluluğunu gösteren uyum düzeyleri puanı oluşturulmuştur. Anne ve babalar için ayrı gerçekleştirilen hiyerarşik regresyon analizlerinin bulguları, ebeveyn eğitimi, çocuğun yaşı ve cinsiyeti kontrol edildikten sonra, duygu düzenleme stratejilerinde annenin uyum düzeyinin çocuğun duygu düzensizliğini anlamlı ölçüde yordadığını göstermiştir. Babalar için anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Nitel ve nicel bulgular, Türkiye’de aile bağlamında duygu düzenleme alanında kapsamlı bir tablo çizerek literatüre katkı sağlamıştır.

Notes Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Development and validation of the Multidimensional Current Control Scale [EN]
Çok Boyutlu Mevcut Kontrol Ölçeği geliştirme ve geçerlilik çalışması
Melike Eğer Aydoğmuş
Received Nov 15, 2021, Revised Jan 4, 2022, Accepted Jan 7, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000081 Pages: 

Abstract | Öz

EN
The most commonly used perceived control scales focus on persistent general control beliefs or the control over personal reactions. These scales are not applicable to various adult groups and fail to represent main life domains. In addition, previous research shows that current control feelings explain health outcomes better than general control beliefs. This study aimed to develop a general current control scale based on the degree of perceived control at five main life domains, targeting various adult groups. Five main life domains (i.e., health, interpersonal relations, personal growth, economy and societal issues) and their subsections were determined based on the perceived control literature. Five academics assessed the scale’s content validity, and its feasibility was tested via a pilot study. 376 participants (281 females, mean age 30.5) completed demographics information, the Multidimensional Current Control Scale (MCCS), the Domain General Perceived Control Scale, General Self-Efficacy Scale and Psychological Wellbeing Scale online. Results show that the scale has a good degree of factor, convergent and criterion validity. In addition, the scale has high internal reliability (a = .89) and test-retest reliability scores (r = .69) with a two-week interval. These findings helped us develop a multidimensional current control scale targeting various adult groups with good psychometric characteristics.
TR
Yaygın olarak kullanılan kontrol algısı ölçeklerinin, kolay kolay değişmeyen genel kontrol inançlarına ya da bireysel tepkiler üzerindeki kontrole odaklandığı görülmektedir. Bu ölçeklerin temel yaşam alanlarının tümünü temsil etmediği ve hitap ettikleri yetişkin gruplarının sınırlı olduğu tespit edilmiştir. Dahası araştırmalar, sağlıkla ilgili durumları genel kontrol inançlarından ziyade mevcut kontrol algısının daha geçerli şekilde yordadığını ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın amacı her kesimden yetişkine hitap edecek ve yaşamın temel alanlarında algılanan mevcut kontrolü kapsayacak bir algılanan genel kontrol ölçeği geliştirebilmektir. Alanyazın temel alınarak sağlık, kişilerarası ilişkiler, kişisel gelişim, ekonomik durum ve toplumsal olaylar olmak üzere beş temel yaşam alanı ve alt maddeleri belirlenmiştir. Beş akademisyenin yardımıyla ölçeğin kapsam geçerliliği tamamlanmış, bir pilot çalışma ile ölçek ilk şeklini almıştır. Daha sonra, yaş ortalaması 30.5 olan 281’i kadın 376 gönüllü, demografik bilgi formu, Çok Boyutlu Mevcut Kontrol Ölçeği (ÇBMKÖ), Alan Genel Algılanan Kontrol Ölçeği, Genel Öz Yeterlik Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeğini çevrimiçi şekilde tamamlamıştır. Analiz sonuçları ölçeğin yapı, kriter ve yakınsak geçerliliklerini karşıladığını göstermektedir. Ayrıca ölçeğin Cronbach alpha değeri ( = .89) ve iki hafta aralıklı test-tekrar test korelasyonu yüksek (r = .69) bulunmuştur. Bulgular birçok kesimden yetişkine uygulanabilecek iyi derecede psikometrik özelliklere sahip bir mevcut kontrol ölçeği geliştirilebilmesine imkan sağlamıştır.

Notes Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] The mediating role of ruminative thinking style in the relationship between self-compassion and psychological symptoms [TR]
Öz-duyarlık ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide ruminatif düşünce biçiminin aracı rolü
Elif Özcan, Ahmet Sapancı
Received Aug 31, 2021, Revised Jan 31, 2022, Accepted Feb 7, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000083 Pages: 

Abstract | Öz

EN
The aim of this study is to examine the mediating role of ruminative thinking in the relationship between self-compassion and psychological symptoms. The research was conducted with the predictive correlational method. The participants of the study consisted of a total of 471 people, 353 women (74.9%) and 118 men (25.1%), who were determined by the convenience sampling method. Participants were aged between 18 and 65 (M = 29, SD = 10). Self-Compassion Scale, Ruminative Thought Style Scale, Brief Symptom Inventory and Sociodemographic Information Form were used as data collection tools in the study. Pearson Correlation Analysis was used to analyze the data, and regression analysis based on the bootstrap method was used to test the mediation effect. As a result of the research, it was determined that ruminative thinking style plays a mediating role in the relationship between self-compassion and psychological symptoms. The results of the study were discussed within the framework of the relevant literature, and suggestions were presented for both future research and mental health professionals. It is thought that the findings obtained will contribute to a better understanding of the structure of self-compassion and ruminative thinking when working with psychological symptoms in clinical practice.
TR
Bu çalışmanın amacı öz-duyarlık ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide ruminatif düşünce biçiminin aracı rolünü incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama modeline dayalı yordayıcı korelasyonel yöntemle yapılmıştır. Araştırmanın katılımcıları kolayda (uygun) örnekleme yöntemiyle belirlenen, 353 kadın (%74.9) ve 118 erkek (%25.1) olmak üzere toplam 471 kişiden oluşmaktadır. Katılımcıların yaşları 18 ile 65 arasındadır (M =29, SS = 10). Araştırmada veri toplama aracı olarak Öz-duyarlık Ölçeği, Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde Pearson Korelasyon Analizi, aracılık etkisinin test edilmesinde ise bootstrap yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda, ruminatif düşünce biçiminin öz-duyarlık ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide aracı rol üstlendiği bulunmuştur. Çalışmanın sonuçları ilgili literatür çerçevesinde tartışılarak hem sonraki araştırmalar hem de ruh sağlığı çalışanları için öneriler sunulmuştur. Elde edilen bulguların klinik uygulamalarda psikolojik belirtilerle çalışılırken öz-duyarlığın ve ruminatif düşünce biçiminin yapısının daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[REVIEW] Emotion regulation in chronic diseases: A review on cardiovascular diseases, cancer, migraine, fibromyalgia and psoriasis [TR]
Kronik hastalıklarda duygu düzenleme: Kalp ve damar sistemi hastalıkları, kanser, migren, fibromiyalji ve sedef hastalığı üzerine bir derleme
Ezgi Tuna
Received Oct 25, 2021, Revised Jan 26, 2022, Accepted Feb 7, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000084 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Emotion regulation (ER) involves conscious and automatic regulation of the occurrence, type, intensity, timing and expression of emotions. Previous studies indicate that ER not only affects individuals’ mental health outcomes, but also plays a critical role in physical health as well. Especially in chronic diseases, how emotions are regulated shapes many patient variables including self-care, treatment adherence and stress management; affecting both physical and psychological well-being. Furthermore, there is evidence that ER plays a role in initiation and prognosis of some chronic diseases. The aim of this review article was to summarize evidence regarding the association between chronic diseases and ER, and describe limitations in the existing studies in order to guide future research. To reach this aim, after a brief discussion of the mechanisms between emotions and health, we discussed research findings on ER in cardiovascular disease (CVD), cancer, migraine, fibromyalgia and psoriasis, respectively. Findings indicate that emotion and ER play a role in the etiology of CVD; yet, there are mixed findings regarding their role in the etiology of cancer. Research on migraine, psoriasis and fibromyalgia are rather correlational. Findings generally suggest that individuals with a chronic disease report more problems in ER as compared to healthy individuals. Frequent use of less adaptive strategies among patients have been related to less favorable outcomes such as psychopathology symptoms, bodily symptoms and lower quality of life. Understanding ER in chronic diseases could guide the development of prevention and intervention programs aimed at increasing patients’ quality of life. The article ends with an evaluation of the literature and suggestions for clinical practice.
TR
Duygu düzenleme; duygularının oluşumunu, çeşidini, yoğunluğunu, zaman akışındaki yerini ve ifadesini belirlediğimiz bilinçli ve bilinçdışı süreçleri içermektedir. Yapılan çalışmalar, duygu düzenlemenin ruh sağlığı üzerindeki kritik etkisinin yanı sıra, fiziksel sağlık üzerinde de önemli etkilerinin olduğuna işaret etmektedir. Özellikle kronik hastalığı olan bireylerde duyguların nasıl düzenlendiği öz-bakım, tedaviye uyum ve stres kaynaklarıyla baş etme gibi pek çok süreci etkileyerek hem fiziksel ve hem de psikolojik iyilik hali için belirleyici olmaktadır. Bunun yanında duygu düzenlemeyle ilgili sorunların bazı kronik hastalıkların etiyolojisinde ve seyrinde rol oynadığına dair kanıtlar mevcuttur. Bu derleme makalesinin amacı, kronik hastalıklarda duygu ve duygu düzenlemeye dair bilimsel çalışma bulgularını özetlemek ve mevcut çalışmalardaki eksiklere değinerek gelecek çalışmalar için öneriler sunmaktır. Bu amaçla, duygular ve sağlık ilişkisine dair mekanizmaların kısaca özetlenmesinin ardından; sırasıyla, kalp ve damar sistemi (KDS) hastalıkları, kanser, migren, fibromiyalji ve sedef hastalığında duygu düzenlemeyle ilgili bulgulara değinilmiştir. Özetle, KDS hastalıklarının etiyolojisinde duygu ve duygu düzenlemenin rolüne dair kanıtların güçlü olduğu görülmekteyken, kanser için etiyolojiye dair bulguların çelişkili olduğu söylenebilir. Migren, sedef hastalığı ve fibromiyalji için ise çalışma bulguları korelasyonel niteliktedir. Genel olarak çalışmalar kronik hastalığı olanlarda olmayanlara göre duygu düzenleme sürecinde aksaklıklar olduğunu göstermektedir. Hastalar arasında daha az işlevsel duygu düzenleme stratejilerinin kullanımı; psikopatoloji belirtileri, bedensel belirtiler ve düşük yaşam kalitesi gibi olumsuz sonuçlarla ilişkilendirilmiştir. Duygu düzenleme süreçlerinin kronik hastalıklardaki rolünün anlaşılması, önleyici çalışmaların planlanması ve kronik hastalığı olan bireylerin yaşam kalitesini arttıracak müdahalelerin geliştirilmesinde rehberlik etmesi açısından önemlidir. Makale, alan yazının genel bir değerlendirmesi ve öneriler ile sona ermektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Early maternity experiences of Syrian women: A phenomenological research [TR]
Erken yaşta anne olan Suriyeli kadınların annelik deneyimleri üzerine fenomenolojik bir araştırma
Huriye Tak, Hale Nur Kılıç Memur, Nur Başer Baykal, Hatice Betül Yücekaya 
Received Oct 26, 2021, Revised Jan 29, 2022, Accepted Feb 7, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000085 Pages: 

Abstract | Öz

EN
There has been an increase in the cases of early marriage and motherhood in Turkey, especially in the post-migration process. The aim of this study is to examine the motherhood experiences of Syrian women who experienced adolescence motherhood. Within the scope of this purpose, focus group interviews were conducted with 11 Syrian women who applied to the Bağcılar (Istanbul) Community Center, became mothers between the ages of 14-17, and are currently between the ages of 26-54. As a data collection tool, a semi-structured interview form created by the researchers was used. This form consists of 15 open-ended questions. The interviews were analyzed with interpretive phenomenology, which is one of the qualitative research methods. As a result of the analysis; early marriage experiences, encouragement to have children, deficiency of knowledge in child care, difficulties in early motherhood and power sources emerged as main themes. These themes were discussed in the light of the literature, and suggestions and limitations were stated. 
TR
Türkiye’de özellikle göç sonrası süreçte erken yaşta evlilik yapma ve anne olma olgularında artış olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmanın amacı, erken yaşta anne olan Suriyeli kadınların, annelik deneyimlerini incelemektir. Bu amaç kapsamında, Bağcılar (İstanbul) Toplum Merkezi’ne başvurmuş, 14-17 yaş arasında anne olmuş, şimdiki yaşları 26-54 arasında olan 11 Suriyeli kadın ile odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak, araştırmacıların oluşturduğu yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Bu form 15 açık uçlu sorudan oluşmaktadır. Görüşmeler nitel araştırma yöntemlerinden biri olan yorumlayıcı fenomenoloji ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda; erken evlilik deneyimleri, çocuk sahibi olmaya teşvik, çocuk bakımını bilmeme, erken yaşta annelikte yaşanan zorluklar ve güç kaynakları öne çıkan temalar olmuştur. Bu temalar alanyazın ışığında tartışılmış; öneri ve sınırlılıklar belirtilmiştir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Understanding intention to get vaccinated against COVID-19: The predictor role of experiencing financial loss, perceived knowledge about vaccines, and health anxiety [TR]
COVID-19 aşısı olma niyetini anlamak: Maddi kayıp yaşama, aşılar hakkında algılanan bilgi düzeyi ve sağlık kaygısının yordayıcı rolü
Elifnaz Leblebici, Merve Nuray Ayözcan, Gözde İkizer,
Received Oct 15, 2021, Revised Feb 21, 2022, Accepted Feb 28, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000086 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Although it is known that vaccination is very crucial for controlling the spread of COVID-19, intentions of individuals to vaccinate may vary considerably. Therefore, in this study, the aim was to examine the factors related with individuals’ intentions of COVID-19 vaccine. To assess the individuals’ intentions of COVID-19 vaccine, 525 individuals between 18-64 ages who had not yet received the COVID-19 vaccine participated in this study. The study was conducted using an online questionnaire consisting of measures of sociodemographic characteristics, variables related to exposure to COVID-19, risk group status for COVID-19, perceived knowledge on vaccines, health anxiety, and self efficacy levels. Data were analyzed through hierarchical regression analysis. Sociodemographic variables, being in the risk group for COVID-19, and individuals’ own or a close one’s previous diagnosis of COVID-19 were not associated with their intention to be vaccinated against COVID-19. On the other hand, results showed that individuals’ intentions of COVID-19 vaccine were significantly related with increased perceived knowledge about COVID-19 vaccines, having experienced financial loss in the COVID-19 outbreak, and having high levels of health anxiety. Findings of the study may help to design vaccination campaigns in society.
TR
COVID-19 salgınını kontrol altına almak için aşılamanın çok önemli olduğu bilinse de bireylerin aşı niyetleri büyük ölçüde değişkenlik gösterebilir. Bu nedenle bireylerin aşı niyeti ile ilgili olabilecek değişkenlerin belirlenmesi önemlidir. Bu çalışmada bireylerin COVID-19 aşısı olma niyeti ile ilgili değişkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya henüz COVID-19 aşısı olmamış, 18-64 yaş aralığındaki 525 birey katılmıştır. Çevrimiçi bir anket kullanılarak katılımcıların sosyodemografik özellikleri, COVID-19’a maruz kalma düzeyleri, COVID-19 için risk grubunda olup olmadıkları, aşı hakkındaki algılanan bilgi düzeyi, sağlık kaygısı ve öz yeterlilik düzeyleri değerlendirilmiştir. Veriler hiyerarşik regresyon analizi yoluyla incelenmiştir. Sosyodemografik değişkenler, COVID-19 için risk grubunda olmaları ve kendilerinin ya da bir yakınlarının COVID-19 tanısı almış olmaları COVID-19 aşı olma niyetleri ile ilişkili bulunmamıştır. Öte yandan bulgular bireylerin COVID-19 aşı olma niyetlerinin COVID-19 aşıları konusunda bilgilerinin fazla algılanması, COVID-19 salgınında maddi kayıp yaşamış olmaları ve yüksek sağlık kaygısı düzeylerine sahip olmaları ile ilişki olduğunu göstermektedir. Çalışma bulgularının toplumda aşılama kampanyalarının tasarlanmasında yardımcı olabileceği düşünülmektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Influence of COVID-19 Pandemic on social media addiction: Investigation among university students [TR]
COVID-19 Pandemisinin sosyal medya bağımlılığına etkisi: Üniversite öğrencilerinde bir inceleme
Kuntay Arcan
Received Nov 19, 2021, Revised Mar 2, 2022, Accepted Mar 16, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000087 Pages: 

Abstract | Öz

EN
The aim of the present study was to investigate the possible influence of COVID-19 pandemic related variables on social media addiction. The sample comprised 394 university students. Personal Information Form, COVID-19 Information Form, COVID-19 Pandemic Burden Form, Difficulties in Emotion Regulation Scale-Brief Form, Bergen Social Media Addiction Scale, Coronavirus Anxiety Scale were utilized to gather online data of voluntary participants. It was observed that social media usage increased among the majority of the participants (74.6%) during the COVID-19 pandemic. Moreover, social media addiction scores of the participants were associated with longer social media usage, lower GPA, being young and female in addition to emotion regulation difficulties, pandemic burden and COVID-19 anxiety. These findings revealed that several factors which were caused by COVID-19 related global health crisis posed risk for social media addiction symptoms. When the possibilities which include this health crisis may not quit in the short term and similar problems may repeat in the future were taken into consideration, it was concluded that deeper examination of the roles of pandemic related factors such as COVID-19 anxiety and burden for social media and other addictions, would be required.
TR
Bu çalışmanın amacı, sosyal medya bağımlılığının, COVID-19 ve pandemi süreci ile ilişkili faktörlerden nasıl etkilenmiş olabileceğinin incelenmesidir. Çalışmanın örneklemini 394 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Verilerin, gönüllü katılımcılardan çevrim-içi toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, COVID-19 Bilgi Formu, COVID-19 Pandemisi Bıkkınlığı Formu, Duygu Düzenleme Ölçeği Kısa Formu, Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ve Koronavirüs Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların önemli bir çoğunluğunda (%74.6) pandemi döneminde sosyal medya kullanım süresinin arttığı gözlenmiştir. Sosyal medya bağımlılığının ise artan sosyal medya kullanım süresi, düşük not ortalaması, genç yaşta ve kadın olmanın yanı sıra duygu düzenleme güçlüğü, pandemi bıkkınlığı ve COVID-19 kaygısı ile ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucunda COVID-19’a bağlı yaşanan küresel sağlık krizinin etkilerinin, sosyal medya bağımlılığı belirtileri açısından risk faktörü oluşturduğu görülmüştür. Pandeminin kısa sürede sona ermeyebileceği ve benzer sorunların gelecekte tekrarlanabileceği ihtimalleri dikkate alındığında, bu çalışmada öne çıkan etkilerden kaygı, bıkkınlık gibi değişkenlerin sosyal medya ve diğer bağımlılıklardaki rolünün derinlemesine incelenmesinin gerekli olduğu düşünülmüştür.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Mediating role of defense mechanisms and dimensions of the interpersonal relationship in the relationship between selfobject needs and personality disorders [TR]
Kendiliknesnesi ihtiyaçları ve kişilik bozuklukları arasındaki ilişkide savunma mekanizmaları ve kişilerarası ilişki boyutlarının aracı rolü
Yıldız Bilge, Nuran Bingöl
Received Dec 30, 2021, Revised Mar 17/Mar 23, 2022, Accepted Mar 24, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000088 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Especially in the early stages of life, met or unmet the selfobject needs has an important role in the development of personality. The literature has revealed evidence that approaching and defensively avoiding selfobject needs may be associated with personality disorders. The present study aims to examine the mediating effects of defense mechanisms and dimensions of the interpersonal relationship in the relationship between selfobject needs and personality disorders. The research sample consisted of a total of 402 people [253 females (62.9%) and 149 males (37.1%), aged between 18 and 59 (M.= 32.28, SD.= 7.76)], and it was a cross-sectional screening study. The data were collected using the Socio-demographic Information Form, Coolidge Axis II Inventory Short Form, Selfobject Needs Inventory, Defense Style Questionnaire, and Scale of Dimensions of Interpersonal Relationship. As a result of the analyzes, personality disorders and approaching mirroring- idealization- twinship, and avoiding idealization- twinship, selfobject needs, immature defense mechanisms, and approval dependence variables were positively correlated with each other; It was determined that the variables of trust in others and emotional awareness showed significant negative correlations. It was found that in the relationship between selfobject needs and personality disorders, the variables of immature and neurotic defenses, approval dependence, trusting others and emotional awareness have significant partial mediation effects in certain types of personality disorders. Then research findings were discussed based on the literature, and limitations of the study and possible contributions to theory and clinical practice, and suggestions for new studies to be made were presented. 
TR
Yaşamın özellikle erken dönemlerinde kendiliknesnesi ihtiyaçlarının karşılanması veya karşılanmaması kişiliğin gelişmesinde önemli bir role sahiptir. Alanyazın savunmacı bir şekilde kendiliknesnesi ihtiyaçlarına yaklaşma ve onlardan kaçınmanın kişilik bozuklukları ile ilişkili olabileceğine yönelik bulgular ortaya koymuştur. Bu çalışmanın amacı ise kendiliknesnesi ihtiyaçları ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkide savunma mekanizmaları ve kişilerarası ilişki boyutlarının aracı etkilerinin incelenmesidir. Araştırma, yaşları 18-69 (Ort.= 26.27, SS.= 8.36) arasında değişen 253’ü kadın (%62.9) ve 149’u erkek (%37.1) olmak üzere toplam 402 kişinin katıldığı kesitsel bir tarama çalışmasıdır. Veriler Sosyo-demografik Bilgi Formu, Coolidge Eksen II Envanteri Kısa Form, Kendiliknesnesi İhtiyaçları Envanteri, Savunma Biçimleri Testi ve Kişilerarası İlişki Boyutları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Analizler sonucunda kişilik bozuklukları ile aynalanma- idealizasyon- ikizliğe yaklaşma ve idealizasyon- ikizlikten kaçınma kendiliknesnesi ihtiyaçları, immatür savunma mekanizmaları ve onay bağımlılık değişkenlerinin birbirleriyle pozitif yönde; başkalarına güven ve duygu farkındalığı değişkenlerinin negatif yönde anlamlı korelasyonlar gösterdiği saptanmıştır. Kendiliknesnesi ihtiyaçları ve kişilik bozuklukları arasındaki ilişkide immatür ve nevrotik savunmaların, onay bağımlılık, başkalarına güven ve duygu farkındalığı değişkenlerinin belli tip kişilik bozukluklarında kısmi aracılık etkilerinin anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Araştırma bulguları alanyazına dayandırılarak tartışılmış, çalışmaya yönelik sınırlılıklar, teorik literatüre ve klinik uygulamalara ilişkin olası katkılar ve yapılacak yeni çalışmalara yönelik öneriler sunulmuştur.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] List of Anxious Situations in Clinical Interview: A pilot study about an instrument on anxiety-related situations [TR]
Klinik Görüşme Kaygısı Durum Listesi: Görüşmede kaygı uyandıran durumlara özgü bir ölçüm aracına dair pilot çalışma
Gamze Gültekin, Orçun Yorulmaz
Received Dec 3, 2021, Revised Feb 25/Mar 21, 2022, Accepted Mar 24, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000089 Pages: 

Abstract | Öz

EN
The aim of this current study is to perform a pilot study on features of an instrument on anxious situations on clinical interview. Following literature search, we designed the List of Anxious Situations in Clinical Interview (LASI), which is a 21-item self-report measure with feeling thermometer rating scale. Totally 335 psychology undergraduates participated in study by completing LASI, Counselor Activity Self-Efficacy Scales (CASES) as well as demographical form. The result of explanatory factor analysis showed that the LASI consists of two subscales, namely general and first interview situations, and these factors has satisfactory reliability values. Moreover, the correlational and group comparison analyses also indicated that the LASI in total and subscales had concurrent and criterion validity. As it is considered that there are not many measures particularly focused on anxiety in clinical interview in the literature, the LASI is a promising instrument examining anxious situations in clinical interview, and it can be used for various purposes, including scientific research on anxiety about clinical interview of students and relevant psychological assessment, administrations, and interventions. 
TR
Bu çalışmanın amacı klinik görüşmeye yönelik duyulan durum temelli kaygının değerlendirilmesi için pratik bir araç geliştirmeye yönelik bir pilot uygulama yapmaktır. Ölçüm aracı ilgili yapılan alanyazının incelenmesi sonrasında, ilk görüşme esnasında olabilecek çeşitli durumları içeren yüzlük bir derecelendirmeye sahip 21 maddelik Klinik Görüşme Kaygısı Durum Listesi (GKDL) hazırlanmıştır. Listenin genel psikometrik özelliklerinin incelenmesi amacı ile yapılan bu çalışmaya 335 psikoloji bölümü lisans öğrencisi katılmıştır. Katılımcılar bilgi formu, GKDL ve Psikolojik Danışma Öz-Yeterlik Ölçeği’nden (PDÖÖ) oluşan ölçek setini doldurmuşlardır. Açımlayıcı faktör analizinin sonucuna göre ölçüm aracının genel ve ilk görüşmeye özgü durumlar olmak üzere iki alt boyuttan oluştuğu ve bu boyutların kabul edilebilir güvenirlik değerlerine sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca değişkenler arası korelasyon ve grup farkı analizleri, hem toplam hem alt boyutlar için GKDL’nin eş zaman ve ölçüt geçerliğini destekler nitelikte olduğuna işaret etmektedir. İlgili alanyazındaki klinik görüşme kaygısının değerlendirilmesi konusunda çok sayıda araç olmaması ve bu yöndeki ihtiyaç da düşünüldüğünde, GKDL’nin öğrencilerin klinik görüşmedeki durumlara yönelik kaygısının değerlendirilmesi ile ilgili bilimsel çalışmalarda ve bu kaygıya yönelik yapılacak uygulama ve müdahalelerde kullanılmak üzere önemli bir potansiyele sahip olduğu düşünülmektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[REVIEW] Determining reading disorder with eye tracking and machine learning: A review of the literature [TR]
Okuma bozukluğunun göz izleme ve makine öğrenmesiyle belirlenmesi: Alanyazının gözden geçirilmesi
Esmehan Özer, Rahime Duygu Temeltürk
Received Dec 20, 2021, Revised Apr 23, 2022, Accepted May 9, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000090 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Reading disorder, namely dyslexia, is the difficulties in the pronunciation and comprehension dimensions of reading. Studies in which dyslexia, one of the most common learning disorders, are examined using a technology-based and innovative technique, eye tracking, are frequently encountered. By means of eye tracking, the saccade and the fixation of dyslexic readers are reached during reading and analysis are performed with the obtained physiological data. Thus, the analysis and examination of the reading skills of dyslexic readers and their reading performance and profiles are revealed. In addition, in recent years, eye tracking and machine learning have started to be applied together in determining whether a reader is dyslexic or not. This review aims to analyze and summarize the researches carried out to identify dyslexic individuals using eye tracking and machine learning. For this reason, in the article, after the definitions of eye movements and machine learning algorithms, studies on the detection of dyslexia in readers in four different languages, namely Spanish, Swedish, Greek and Finnish, are summarized. Therefore, it is critical to evaluate dyslexic individuals clinically and educationally with physiological data, to diagnose them in the earliest period, to apply specific intervention programs, and to prevent academic failure and negative experiences. Thus the accurately diagnosis can be made without loss of time and economic loss as a result of the application of eye tracking and machine learning even if it is complementary by clinical psychologists, guidance, psychological counseling and special education specialists in psychiatry clinics and Guidance Research Centers. In addition to studies conducted in four different languages regarding the diagnosis of reading disorders with high accuracy using eye tracking and machine learning dyslexic individuals whose mother tongue is Turkish can also be evaluated and diagnosed in this way at the earliest age and be designed specific intervention programs.
TR
Okuma bozukluğu yani disleksi okumanın sesletim ve anlama boyutlarındaki güçlüklerdir. Yaygın olarak karşılaşılan öğrenme bozukluklarından biri olan disleksinin teknoloji temelli ve yenilikçi bir teknik olan göz izleme ile incelendiği çalışmalarla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Göz izleme tekniği aracılığıyla dislektik okurların okuma esnasında sekme ve sabitleme göz hareketlerine ulaşılmakta, elde edilen fizyolojik veriler ile analizler gerçekleştirilmektedir. Böylece dislektik okurların okuma becerilerine ilişkin yapılan analiz ve incelemeler ile okuma performans ve profilleri ortaya konulmaktadır. Bunun yanı sıra son yıllarda bir okurun dislektik olup olmadığının değerlendirilerek tespit edilmesinde göz izleme ve makine öğrenme algoritmalarının birlikte uygulanmaya başlandığı görülmektedir. Bu derleme çalışması ise göz izleme tekniği ve makine öğrenmesi algoritmaları kullanılarak dislektik bireylerin belirlenmesi için yapılan araştırmaların incelenerek özetlenmesini amaçlamaktadır. Bu nedenle makalede göz hareketleri ve makine öğrenmesi algoritmaları ile ilgili tanımlamaların ardından okurlarda disleksinin saptanmasına yönelik İspanyolca, İsveççe, Yunanca ve Fince olmak üzere dört farklı dilde yapılan çalışmalar özetlenmiştir. Dolayısıyla dislektik bireylerin fizyolojik veriler ışığında hem klinik hem de eğitsel olarak değerlendirilip en erken dönemde tanılanmalarının ve bu bireylere özgü müdahale programlarının geliştirilerek zaman kaybedilmeden uygulanmasının, akademik başarısızlığın ve olumsuz yaşantılarının önüne geçilmesi için kritik öneme sahip olduğu düşünülmektedir. Böylece göz izleme ile makine öğrenmesinin tamamlayıcı bir rolle de olsa tanı-değerlendirme süreçlerinde yer alarak psikiyatri kliniklerinde ve rehberlik araştırma merkezlerinde klinik psikolog, rehberlik psikolojik danışmanlık ve özel eğitim alanlarındaki uzmanlar tarafından uygulanması sonucunda doğru tanılamanın zaman kaybı ve ekonomik kayıp olmaksızın yapılabileceğine dikkat çekilmek istenmiştir. Göz izleme ve makine öğrenmesi kullanılarak yüksek doğruluk ile okuma bozukluğunun tanılanabileceğine ilişkin dört farklı dilde yapılan çalışmaların yanı sıra ana dili Türkçe olan dislektik bireylerin de bu yolla en erken dönemde değerlendirilip tanılanabilecekleri ve kendilerine özgü müdahale programlarının tasarlanabileceği öngörülmektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] The relationship among adult Attention Deficit Hyperactivity Disorder symptoms, childhood trauma, and marital adjustment in a non-clinical sample [TR]
Klinik olmayan örneklemde evlilik uyumunun erişkinlerde görülen Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri ve çocukluk çağı ruhsal travma düzeyleri ile ilişkisi
Cemile Esinç Arz, İpek Güzide Pur Karabulut, Elçin Sakmar
Received Jan 10, 2022, Revised Jun 5, 2022, Accepted Jun 18, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000092 Pages: 

Abstract | Öz

EN
The main aim of the current study is to examine the relationship between childhood trauma, attention deficit hyperactivity disorder (ADHD) symptoms in adulthood and marital adjustment. For this purpose, the role of ADHD symptoms in adulthood as a potential mediator of the relationship between childhood trauma and marital adjustment was tested. The study involved 301 participants (164 women and 137 men) who were married once and officially, for at least one year, aged 22-61, and had at least high school degree. A demographic information form, Adult Self-Report Scale (ASRS-v1.1), Childhood Trauma Questionnaire (CTQ) and Dyadic Adjustment Scale (DAS) were administered. Spearman Correlation Analysis and “PROCESS” macro developed by Hayes in regression analysis for the instrument variable were used to test the hypothesis. It’s depicted that there is a positive relationship between adult attention deficit and hyperactivity disorder symptoms and childhood trauma levels while there is a negative one between adult attention deficit and hyperactivity disorder symptoms and marital adjustment. The association between childhood trauma and marital adjustment is also identified as negative. It was indicated that there was a mediator role of adult attention deficit and hyperactivity disorder symptoms in relation to childhood trauma and marital adjustment. The results were found to be consistent with the literature in general and were discussed in the context of the literature. 
TR
Bu çalışmada evli bireylerin, evlilik uyumu ile erişkinlerde görülen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) belirtileri ve çocukluk çağı ruhsal travma düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla, çocukluk çağı ruhsal travma ile evlilik uyumu arasındaki ilişkide erişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtilerinin aracı rolü test edilmiştir. Araştırmaya Türkiye’de yaşayan, 22-61 yaş arasındaki en az lise mezunu, ilk evliliği olan, en az bir yıldır resmi nikâhlı 301 birey (164 kadın, 137 erkek) katılmıştır. Çalışmada veri toplamak için Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ), Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (EDEHB) ve Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (ÇRTÖ) kullanılmıştır. Analizlerde Spearman Korelasyon Analizi ve aracı değişken için yapılan regresyon analizinde Hayes’in geliştirdiği “PROCESS” makro eklentisi kullanılmıştır. Yapılan analizlerde, erişkin DEHB belirtileri ile çocukluk çağı ruhsal travma düzeyleri arasında pozitif, erişkin DEHB belirtileri ile evlilik uyumu düzeyleri arasında negatif ve çocukluk çağı ruhsal travma ile evlilik uyumu düzeyleri arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Çocukluk çağı ruhsal travma ile evlilik uyumu arasındaki ilişkide erişkin DEHB belirtilerinin aracı rolü bulunduğu saptanmıştır. Çalışmada bulunan sonuçların genel olarak alanyazınla tutarlı olduğu görülmüş, alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[REVIEW] Understanding excessive shopping behavior: A review of classification and measurement [TR]
Aşırı alışveriş davranışını anlamak: Sınıflandırma ve ölçme üzerine bir gözden geçirme
Zeynep Akyüz, Adviye Esin Yılmaz
Received Mar 15, 2022, Revised Jun 5, 2022, Accepted Jun 18, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000093 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Although over-purchasing behavior was mostly addressed in consumer research in the past, nowadays it has been considered as a psychological problem. Debates have still continued on how to name excessive shopping behavior, which was previously more prominent among consumer research, as a psychological problem and in which classification it should be included in. The possible options can be impulse control disorder, obsessive-compulsive disorder and associated disorders, or a behavioral addiction. This problem that has been stated with various names in the past, is now more commonly referred as compulsive buying and shopping addiction. Another non-consensual issue is how to measure this behavior. Depending on the context in which the problem is handled, the dimensions of the behavior that the measurement instruments consider will change. The aim of this review is to examine the classification, measurement and characteristics of measurement instruments developed according to the context in which over-purchasing behavior is addressed. Thus, an overview will be provided on which measurement instruments can be preferred in the clinic and purchasing behavior research, and how the treatment plan will be developed accordingly. Consequently, it can be stated that the nature of over-purchasing behavior and in what context it occurs should be evaluated in detail, and the behavior can be included in different classifications according to different contexts. 
TR
Aşırı satın alma davranışı geçmişte daha çok tüketici araştırmalarında ele alınsa da, günümüzde psikolojik bir sorun olarak kabul görmektedir. Önceleri tüketici araştırmaları arasında daha çok yer bulan aşırı alışveriş davranışının psikolojik bir sorun olarak nasıl isimlendirileceği ve hangi sınıflandırma içinde yer alacağı konusuna dair tartışmalar alanyazında devam etmektedir. Bu sorunun bir dürtü kontrol bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve ilişkili bozukluklar ya da bir davranışsal bağımlılık olarak ele alınması seçenekler arasındadır. Geçmişte çeşitli isimlerle anılan bu sorun günümüzde alanyazında daha çok kompulsif satın alma ve alışveriş bağımlılığı olarak yer bulmaktadır. Fikir birliği olmayan diğer bir konu ise bu davranışın nasıl ölçüleceğidir. Sorunun hangi bağlamda ele alındığına bağlı olarak ölçüm aracının davranışın hangi boyutlarını ele aldığı da değişmektedir. Bu gözden geçirme çalışmasının amacı aşırı satın alma davranışının sınıflandırması, ölçümü ve ele alındığı bağlama göre geliştirilen ölçüm araçlarının özelliklerini incelemektir. Böylece klinikte ve satın alma davranışı araştırmalarında hangi ölçüm aracının tercih edilebileceğine ve buna bağlı olarak tedavi planının nasıl şekilleneceğine dair bir bakış sağlanmış olacaktır. Sonuç olarak aşırı satın alma davranışının doğasının ve hangi bağlamda gerçekleştiğinin ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiği ve davranışın farklı bağlamlara göre farklı sınıflamalar içinde yer alabileceği söylenebilir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] The mediator role of femininity-masculinity perceptions between body perception and eating attitudes [TR]
Kadınsılık-erkeklik algısının beden algısı ve yeme tutumları arasındaki aracı rolü
Fatma Mahperi Uluyol
Received Feb 7, 2022, Revised Jun 24, 2022, Accepted Jun 30, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000094 Pages: 

Abstract | Öz

EN
It is thought that ideal body norms which is shaped under the influence of Western culture are effective in the rapid increase in the rate of eating disorders in recent years. Body norms are gender specific. And it is thought that the desire to be thin in women and to be muscular in men increases body dissatisfaction. As these norms are more exposed in Western culture, it is claimed that femininity and masculinity norms over the body are reflected through ideal body characteristics. However in recent years, it is thought that these ideal body norms specific to gender, due to factors such as communication tools and media, increase body dissatisfaction in other cultures. In this study, in order to test this view, in the Turkish population the mediation effect of femininity-masculinity perception in the relationship between gender-specific body dissatisfaction and eating attitudes was investigated with Process Macro Analysis. The study was carried out with 430 female and 414 male between the ages of 18 and 26 years. In this study, Ben-Tovim Walker Body Attitude Scale, Feminine Thoughts Scale, Male-Specific Body Attitude Scale, Masculinity Role Norms Scale and Eating Attitude Test were administered to the participants. According to the findings, as the desire to be thin in women and desire to be muscular in men increased, body dissatisfaction also increased. As adherence to norms of femininity in women and masculinity norms in men increased, body dissatisfaction and deterioration in eating attitudes also increased. The mediating effect of gender role norms was not found in women. A low mediation effect of masculinity norms was found between body dissatisfaction and eating attitudes in men. As a result, ideal body characteristics changed according to gender and according to the level of adherence to gender norms, the risk of developing an eating disorder changes. 
TR
Son yıllarda yeme bozuklukları oranının hızla artmasında Batı kültürü etkisinde şekillenen ulaşılması zor ideal beden normlarının etkili olduğu düşünülmektedir. Bu normların cinsiyete özgü oldu, kadınlarda zayıf olma, erkeklerde ise kaslı olma arzusunun beden memnuniyetsizliğini arttırdığı düşünülmektedir. Batı kültüründe bu normlara daha fazla maruz kalındığı için kadınsılığın ve erkeksiliğin ideal beden özellikleri üzerinden yansıtıldığı düşünülmektedir. Fakat son yıllarda iletişim araçları, medya gibi faktörler nedeniyle cinsiyete özgü bu ideal beden normlarının diğer kültürlerde de beden memnuniyetsizliğini arttırdığı düşünülmektedir. Bu çalışmada bu görüşü test etmek için ilişkili özerk benlik yapısına sahip Türkiye popülasyonunda cinsiyete özgü beden memnuniyetsizliği ve yeme tutumları arasındaki ilişkide yaşanılan kültüre göre şekillenen kadınsılık-erkeksilik algısının aracılık etkisi Process Makro analiziyle incelenmiştir. Çalışmaya 430 kadın ve 414 erkek katılmıştır. Ölçüm araçları Ben-Tovim Walker Beden Tutum Ölçeği (BTWBTÖ), Kadınlığa Dair Düşünceler Ölçeği (KDDÖ), Erkeklere Özgü Beden Tutum Ölçeği (EBÖBTÖ), Erkeklik Rol Normları Ölçeği (ERNÖ) ve Yeme Tutum Testi (YTT)’dir. Bulgulara göre kadınlarda zayıf olma (r = .96, p <.001, erkeklerde kaslı olma arzusu (r = .74, p < .001) arttıkça beden memnuniyetsizliği artmaktadır. Kadınlarda kadınsılık normlarına bağlılık arttıkça beden memnuniyetsizliği (B = .11, p <.001) ve yeme tutumlarındaki bozulmalar (B = .12, p <.001) artmaktadır. Erkeklerde ise erkeklik normlarına bağlılık arttıkça beden memnuniyetsizliği (B = .26, p <.001) ve yeme tutumlarındaki bozulmalar (B = .15, p < .05) artmaktadır. Kadınlarda cinsiyet rol normlarının aracı etkisi bulunamazken, erkeklerde erkeklik normlarının beden memnuniyetsizliği ve yeme tutumları arasında düşük etkide aracılık etkisi bulunmuştur. Sonuç olarak cinsiyete göre ideal beden özellikleri farklılaşmakta ve buna bağlı olarak da yeme bozukluğu gelişme riski değişmektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Forensic interview with children victims of sexual abuse in Turkey: The interviewer’s subjective experience [TR]
Türkiye’de cinsel istismar mağduru çocuklarla adli görüşme: Görüşmecinin öznel deneyimi
Belgin Üstün Güllü, Gülsen Erden
Received Apr 7, 2022, Revised Jun 20, 2022, Accepted Jul 7, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000095 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Child abuse and neglect is an important social problem affecting millions of children and their families around the world. Regardless of the physical, emotional or sexual abuse, in the judicial process regarding child abuse, it is very important to collect and evaluate the physical, biological and psychological findings correctly, as well as forensic interviews with the victim child. Forensic interview is an interview in which information about the incident is collected, whether the crime has been revealed, and the obtained information is analyzed in a psychological and legal framework, with an impartial approach to the victim or suspect in judicial incidents. In the forensic interview process, the issues related to the evaluation of the reliability of the child’s statement, the knowledge, skills, experiences and needs of the forensic interviewers, the interview environment and conditions are important issues. In this direction, the aim of our research is to try to create a descriptive framework for the competence and effectiveness of forensic interviewing through qualitative analysis. Forensic interviewers from 3 different cities with forensic interview experience were selected in the study. Six forensic interviewers were employed in the study. Semi-structured interviews were conducted with the interviewees by using the interview form prepared in accordance with the working areas and interview processes of the forensic interviewers, and the interview records were evaluated using Interpretive Phenomenological Analysis (YFA). As a result of the examination of the interviews, eight repetitive themes were determined and concrete quotations from the discourses of the participants were given for each top theme. The results obtained are discussed in the literature.
TR
Çocuk istismarı ve ihmali dünyada milyonlarca çocuğu ve ailelerini etkileyen önemli bir toplumsal sorundur. Fiziksel, duygusal ya da cinsel hangi istismara uğramış olursa olsun çocuk istismarına ilişkin adli süreçte, fiziksel, biyolojik ve psikolojik bulguların doğru şekilde toplanarak değerlendirilmesinin yanı sıra mağdur çocukla yapılacak olan adli görüşmeler oldukça önemlidir. Adli görüşme, adli olaylarda mağdur ya da şüpheliye tarafsız yaklaşımla, olaya ait bilginin toplandığı, suçun ortaya çıkıp çıkmadığının araştırıldığı ve elde edilen bilginin psikolojik ve hukuki çerçevede incelendiği görüşmedir. Adli görüşme sürecinde çocuğun ifadesinin güvenilirliğinin değerlendirilmesine ilişkin hususlar, adli görüşmecilerin bilgi, beceri, deneyimleri ve ihtiyaçları, görüşme ortamı ve koşulları önemli bir konudur. Bu doğrultuda araştırmamızın amacı, nitel inceleme yoluyla adli görüşmenin yetkinlik ve etkililiğine ilişkin betimleyici bir çerçeve oluşturulmaya çalışılmasıdır. Araştırmada adli görüşme deneyimi olan 3 farklı şehirden adli görüşmeciler seçilmiştir. Araştırmada altı adli görüşmeci ile çalışılmıştır. Adli görüşmecilerin çalışma alanları ve görüşme süreçlerine uygun olacak şekilde hazırlanmış görüşme formundan yararlanılarak görüşmecilerle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve görüşme kayıtları Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz (YFA) kullanılarak değerlendirilmiştir. Yapılan görüşmelerin incelenmesi sonucunda tekrar eden sekiz üst tema belirlenmiştir. Bu temalar; cinsel istismara uğramış çocukla adli görüşme deneyimi, zamanla adli görüşmede gerçekleşen değişim, Çocuk İzlem Merkezi çalışma sistemi, alınan eğitimin adli görüşme sürecine katkısı, adli görüşme sürecini etkileyen etmenler, görüşme yapabilme açısından kendine yönelik değerlendirmeler, adli görüşme sürecinde bölünme-yönlendirilme-tamamlama, adli görüşme alanındaki ihtiyaçlar. Her bir üst tema için katılımcıların söylemlerinden somut alıntılar verilmiştir. Elde edilen sonuçlar literatür kapsamında tartışılmıştır.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Validity and reliability of the Turkish Teenage Executive Functioning Inventory [TR]
Ergen Yürütücü İşlevler Envanterinin Türkçe Formunun psikometrik özelliklerinin incelenmesi
Berçem Yar, Resul Çakır
Received Mar 9, 2022, Revised May 31, 2022, Accepted Jun 24, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000095X Pages: 

Abstract | Öz

EN
The Teenage Executive Functioning Inventory (TEXI) is a widely used instrument to measure teenage executive function. Here we examine the psychometric properties of a Turkish version of the TEXI (TEXI-TR). For this purpose, a total of 387 participants between the ages of 12 and 17, 226(58%) women and 161(42%) men, were recruited. Besides the TEXI, the Conners-Wells Adolescent Self-Report Scale (CASS-S), the Cognitive Flexibility Scale (CFS) and the Barratt Impulsiveness Scale (BIS) were completey by the participants. A confirmatory factor analysis showed that the goodness-of-fit indices for the TEXI-TR were at an acceptable level (χ2(165, n= 387) = 386,038, χ2 /sd = 2,340, RMSEA= 0.059, CFI = 0.90) and the factor structure consisted of two factors (inhibition and working memory) as in the original scale. The scale had a positive relationship with CASS-S (r=.65, p<.01), BIS (r=.61, p<.01) and a negative relationship with CFS (r=-.56, p<.01). Cronbach’s alpha coefficients of the TEXI-TR subscales were .79 and .83 for the inhibition and the working memory sub-scale, respectively. The findings of the current study revealed that the TEXI-TR can be used as a valid and reliable instrument to measure teenage executive function. 
TR
Ergen Yürütücü İşlevler Envanteri (EYİE), ergenlerin yürütücü işlevlerini değerlendirmede yaygın olarak kullanılan bir değerlendirme aracıdır. Bu çalışmada, Ergen Yürütücü İşlevler Envanterinin Türkçe formunun (EYİE-TR) psikometrik özellikleri incelenmiştir. Bu amaçla 12-17 yaş arasında 226 (%58) kadın ve 161 (%42) erkek olmak üzere toplam 387 kişi çalışmaya katılmıştır. Katılımcılar, EYİE-TR’nin yanı sıra Conners-Wells Ergen Öz-bildirim Ölçeği(C-WEÖÖ-K), Bilişsel Esneklik Ölçeği (BEÖ) ve Barratt Dürtüsellik Ölçeğini (BDÖ-11) yanıtlamışlardır. Doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarına göre uyum iyiliği indekslerinin kabul edilebilir düzeyde olduğu (χ2(165, n = 387) = 386,038, χ2 /sd = 2,340, RMSEA= 0.059, CFI = 0.90) ve Türkçe formun faktör yapısının orijinal ölçekte olduğu gibi iki faktörlü (ketleme ve çalışma belleği) yapıdan oluştuğunu göstermiştir. EYİE-TR’nin C-WEÖÖ-K (r=.65, p<.01) ve BDÖ-11 (r=.61, p<.01) ile pozitif yönde; BEÖ (r=-.56, p<.01) ile negatif yönde anlamlı ilişkisi olduğu belirlenmiştir. EYİE-TR’nin Cronbach alfa değeri sırası ile ketleme ve çalışma belleği alt boyutları için .79 ve. 83 olarak belirlenmiştir. Mevcut araştırma sonuçları EYİE-TR’nin ergen yürütücü işlevlerini değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu göstermektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] Narratives triggering challenging experiences of failure, abandonment, rejection, and criticism in romantic relationships [TR]
Romantik ilişkilerde başarısızlık, terk edilme, reddedilme ve eleştirilmeye ilişkin zorlayıcı yaşantıları tetikleyen hikayeler
Gamze Şen
Received Feb 16, 2022, Revised Jul 19, 2022, Accepted Aug 2, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000096 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Kiesler’s (1983) interpersonal cycle model has become a powerful tool for conceptualizing, organizing, and evaluating interpersonal tendencies in recent years. Accordingly, the interpersonal cyclical model provides a theoretical basis for the nature of relationships and thus facilitates an understanding of ‘self’ and ‘the others’’ relationships. The first of the two main purposes of our study is to create valid and reliable stories about the four themes (failure, abandonment, rejection, and criticism) that we define as challenging life events. The second one offers a theoretical example of these stories in interpersonal relations, based on the model. For this purpose, two different samples were defined. In the first, twelve stories were created, inspired by sample situations of failure, abandonment, rejection, and criticism, received from a total of 40 people aged between 18-35 (age: M= 25.46, SD:1.66). The level of representation of the target theme of the stories was examined by three judges and ten reviewers who are experts in clinical psychology. To test the effectiveness of the scenarios, five judges with theoretical knowledge on Interpersonal Schemas. Secondly, three separate judges were involved to evaluate their codability in accordance with the Model. At this stage, the reliability coefficient for all stories was found to be high and significant (ICC: .84 to .99, p= .025) according to the results of the pilot study, which was performed on 15 people (age: M= 22.43, S=3.87), seven of whom were male, and the intraclass correlation coefficiency. It was decided that the psychometric properties of the Story Completion Inventory in Romantic Relationships were at levels that could be studied within the framework of Cognitive Interpersonal Theory and could be used in the literature.
TR
Kişilerarası döngü modeli son yıllarda kişilerarası eğilimleri kavramsallaştırmak, düzenlemek ve değerlendirmek için güçlü bir araç haline gelmiştir. Buna göre, kişilerarası döngüsel model, ilişkilerin doğasına yönelik kuramsal bir zemin oluşturması ve bu yolla ‘ben’ ve ‘diğeri’ ilişkilerine ilişkin bir kavrayış sunmayı kolaylaştırmaktadır. Çalışmamızın iki temel amacından ilki, zorlayıcı yaşam olayları olarak tanımladığımız dört temaya (başarısızlık, terk edilme, reddedilme ve eleştirilme) ilişkin geçerli ve güvenilir hikayeler oluşturmaktır. İkincisi ise bu hikâyelerin kişilerarası ilişkilerde, Kutuplu Döngü modeli temel alınarak, kuramsal çerçevede incelebilir bir örneğini sunmaktadır. Bu amaca uygun olarak iki ayrı örneklem tanımlanmıştır. İlkinde, yaşları 18-35 arasında değişen toplamda 40 kişiden (yaş: Ort= 25.46, S=1.66) alınan başarısızlık, terk edilme, reddedilme ve eleştirilmeye yönelik örnek durumlardan esinlenilerek on iki hikâye oluşturulmuştur. Hikayelerin hedef temayı temsil etme düzeyi klinik psikoloji alanında uzman üç yargıcı ve on değerlendirici tarafından incelenmiştir. Bu aşamada hikayelerin etkililiğini test etmek amacıyla, Kişilerarası Şemalar konusunda kuramsal bilgiye sahip beş yargıcı bulunmuştur. İkinci olarak, hikayelere verilen yanıtların Kiesler’in (1983) Kutuplu Döngü Modeline uygun şekilde kodlanabilirliğinin değerlendirilmesi amacıyla üç ayrı yargıcıyla plot uygulama yapılmış. Bu aşamada yedisi erkek 15 kişiye (yaş: Ort= 22.43, S=3.87) yapılan pilot uygulama sonuçları ve yargıcılararası tutarlılık değerlerine göre tüm hikâyeler için güvenirlik katsayısı yüksek ve anlamlı bulunmuştur (ICC: .84 ile .99, p=.025). Romantik İlişkilerde Hikâye Tamamlama Envanteri’nin psikometrik özelliklerinin, Bilişsel Kişilerarası Kuram çerçevesinde incelenebilir düzeylerde olduğuna ve alanyazında kullanılabileceğine karar verilmiştir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)

[ORIGINAL ARTICLE] The relationship between narcissistic admiration, narcissistic rivalry and selfitis behaviors: The mediating roles of fear of missing out and general belongingness [TR]
Narsistik hayranlık ve narsistik rekabet ile takıntılı özçekim davranışları arasındaki ilişki: Eksik kalma korkusunun ve genel aidiyetin aracı rolü
Erim Utku Küçüktopuzlu, Tolga Köskün
Received Apr 13, 2022, Revised Jul 13, 2022, Accepted Aug 2, 2022
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000097 Pages: 

Abstract | Öz

EN
Selfie behavior is defined as taking a photo of oneself via a mobile phone and sharing it on social media. The personality traits or psychological processes related to selfie behavior have become a recent interest in psychology. In this study, the mediating role of fear of missing out and general belongingness in the relationship between narcissistic admiration/narcissistic rivalry and selfitis behaviors was examined. 440 Instagram users aged between 18 and 65 (74% Female) participated in the study online. Data were collected using the Personal Information Form, Narcissistic Admiration and Rivalry Scale, Selfitis Behavior Scale, Fear of Missing Out Scale, and General Belongingness Scale. Results indicated that narcissistic admiration and narcissistic rivalry are positively correlated with selfitis behaviors. The indirect effect of narcissistic admiration on selfitis behaviors was significant through fear of missing out and general belongingness. On the other hand, while fear of missing out mediated the relationship between narcissistic rivalry and obsessive selfitis behaviors; the mediating role of general belongingness was not significant. Findings indicated that different dimensions of narcissism may affect selfitis behaviors depending on an individual’s different psychological processes. It can be argued that selfie behaviors may be a way of establishing interpersonal relationships on social media. The current study focused on a single social media application and selfie behaviors only. For this reason, it is suggested to examine social media behaviors in the context of different social media applications.
TR
Özçekim davranışı kişinin cep telefonu aracılığıyla kendi fotoğrafını çekmesi ve sosyal medyada paylaşması olarak tanımlanmaktadır. Özçekim davranışının hangi kişilik özellikleri ya da psikolojik süreçlerle ilişkili olduğu son zamanlarda sıklıkla incelenen bir meseledir. Bu çalışmada; narsistik hayranlık ve narsistik rekabet ile takıntılı özçekim davranışları arasındaki ilişkide eksik kalma korkusunun ve genel aidiyetin aracı rolü incelenmiştir. Çalışmaya yaşları 18 ile 65 yaş arasında değişen (%74 Kadın) 440 Instagram kullanıcısı çevrimiçi olarak katılmıştır. Veri toplamak amacı ile Kişisel Bilgi Formu, Narsistik Hayranlık ve Rekabet Ölçeği, Takıntılı Özçekim Davranışları Ölçeği, Eksik Kalma Korkusu Ölçeği ve Genel Aidiyet Ölçeği kullanılmıştır. Bulgulara göre, narsistik hayranlık ve narsistik rekabet kişilik özellikleri takıntılı özçekim davranışları ile pozitif yönde ve anlamlı olarak ilişkilidir. Bununla birlikte narsistik hayranlığın takıntılı özçekim davranışları üzerindeki dolaylı etkisinin eksik kalma korkusu ve genel aidiyet duygusu aracılığı ile anlamlı olduğu bulunmuştur. Diğer yandan narsistik rekabet ve takıntılı özçekim davranışları arasındaki ilişkiye eksik kalma korkusu aracılık ederken genel aidiyet duygusunun aracı rolünün anlamlı olmadığı görülmüştür. Mevcut çalışma narsisizmin farklı boyutlarının takıntılı özçekim davranışlarını farklı türden psikolojik süreçlerle ilişkili olarak etkileyebileceğini göstermektedir. Bununla birlikte bulgular, özçekim davranışlarının sosyal medyada kişilerarası ilişki kurmanın bir yolu olabileceğine işaret etmektedir. Mevcut çalışma tek bir sosyal medya uygulamasına ve yalnızca özçekim davranışlarına odaklanmaktadır. Bu nedenle farklı sosyal medya uygulamaları bağlamında sosyal medya kullanım davranışlarının incelemesi önerilmektedir.

Notes Extended English Abstract (PDF) Fulltext (PDF)