[SUNUŞ] KAPAK, KÜNYE ve İÇİNDEKİLER (05.04.2021)

SUNUŞ


[ÖZGÜN MAKALE] Aleksitimi ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide savunma mekanizmaları ve içgörünün aracı rolü
Mediating role of insight and defense mechanisms in relationship between alexithymia and psychological symptoms
Yıldız Bilge, Yusuf Bilge 
Geliş tarihi: 11.04.2020, Kabul tarihi: 10.07.2020, Online yayımlanma tarihi: 01.12.2020
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000029 Pages: 1-12

Özet | Abstract

TR
Bu çalışmanın amacı psikolojik belirtilerle aleksitimi, savunma mekanizmaları ve içgörü değişkenleri arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi ve aleksitimi ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide savunma mekanizmalarının ve içgörünün aracı rolünün incelenmesidir. Yaş aralığı 18- 55 (Ort.= 32.28, SS. = 7.76) olan 125’i kadın (%41.9) ve 173’ü erkek (%58.1) olmak üzere toplam 298 kişinin katıldığı çalışma, kesitsel bir tarama çalışmasıdır. Aleksitimi, içgörü, immatür ve nevrotik savunmalar ile bütün psikolojik belirtiler birbirleriyle pozitif yönde anlamlı korelasyonlar gösterirken; matür savunmalar ve kendine yansıtma değişkenlerinin psikolojik belirtilerle çok zayıf veya anlamsız ilişkiler içinde olduğu tespit edilmiştir. Aleksitimi ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide içgörü ve savunma mekanizmalarının birlikte çoklu aracı etkisi bulunmazken; tek başına immatür savunmaların somatizasyon, obsesif- kompulsif bozukluk, depresyon, anksiyete ve fobik anksiyetede ve içgörünün ise obsesif-kompulsif bozukluk, anksiyete ve fobik anksiyetede kısmi aracılık etkisinin anlamlı olduğu saptanmıştır. Elde edilen bulgular aleksitimi puanı arttıkça psikolojik belirtilerin arttığını ve bu pozitif ilişkide savunma mekanizmalarının pozitif, içgörünün ise negatif yönde bir aracılık rolünün olduğunu göstermektedir. Ayrıca psikopatolojiyle ilişkili değişkenlere aracılık eden değişkenlerin araştırılmasının psikopatolojinin anlaşılmasına katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
EN
The aim of this study was to determine the relationship between psychological symptoms and alexithymia, defense mechanisms and insight variables, and to examine the mediating role of defense mechanisms and insight in the relationship between alexithymia and psychological symptoms. Participating in a total of 298 individuals [125 females (41.9%) and 173 males (58.1%), aged between 18 and 55 (M.= 32.28, SD.= 7.76)], the study was a cross- sectional screening study. While alexithymia, insight, immature and neurotic defenses and all psychological symptoms showed significant positive correlations with each other, it was fixed that the mature defenses and self- reflection variables had a very weak and meaningless relationship with psychological symptoms. In the relationship between alexithymia and psychological symptoms, insight, and defense mechanisms do not have multiple mediator effects. While the immature defenses alone have significant mediation effects in somatization, obsessive- compulsive disorder, depression, anxiety, and phobic anxiety, and insight alone has significant mediation effects in obsessive- compulsive disorder, anxiety and phobic anxiety. The results showed that psychological symptoms increased as alexithymia score increased and that defense mechanisms had a positive and insight had a negative mediation role in this positive relationship. In addition, it is thought that investigating the variables that mediate the variables associated with the pathology might contribute to the understanding of psychopathology.

Notlar Tam Metin (PDF)

[ÖZGÜN MAKALE] Utandıran Diğeri Ölçeği-2’nin Türkçe Formunun psikometrik özellikleri
The psychometric properties of the Turkish Form of the Other as Shamer Scale-2
Jülide Ceren Yıldırım, Ekin Doğa Kozak, Kutlu Kağan Türkarslan
Geliş tarihi: 20.07.2020, Kabul tarihi: 23.09.2020, Online yayımlanma tarihi: 23.03.2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000033 Pages: 13-26

Özet | Abstract

TR
Kendilik bilinci duyguları kişinin davranışlarını iyi veya kötü olarak değerlendirmesi sonucu oluşan, belirli bir öz-farkındalık hali gerektiren duygulardır. Bu duygulardan biri olarak kabul edilen utanç duygusunun kişinin diğer insanların zihninde nasıl biri olduğuyla ilişkilendirilen boyutu dışsal utanç olarak tanımlanır. Bu çalışmada, kişinin diğer insanların kendisi hakkındaki görüşlerini düşünerek deneyimlediği dışsal utanç duygusunu ölçen Utandıran Diğeri Ölçeği-2’nin Türkçe uyarlaması yapılmıştır. Çalışmada 403 katılımcı yer almıştır (266 kadın, 137 erkek; Ort.yaş = 23.38, S = 6.50). Araştırma kapsamında katılımcılara uygulanan ölçek paketi; Utandıran Diğeri Ölçeği-2’nin Türkçe formunun yanı sıra Demografik Bilgi Formunu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeğini, Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeğini, Sürekli Suçluluk ve Utanç Ölçeğini, Kişilerarası Duyarlılık Ölçeğini ve Yaşam Doyum Ölçeğini içermektedir. Gerçekleştirilen açımlayıcı faktör analizinin bulguları, Utandıran Diğeri Ölçeği-2’nin Türkçe formunun yedi maddeden ve özgün ölçekle uyumlu olarak tek faktörden oluştuğunu göstermektedir. Ölçeğin iç tutarlılık değerinin oldukça iyi düzeyde olduğu (α = .85) bulunmuştur. Geçerlilik analizi bulguları; Türkçe formun utanç, suçluluk, gurur, kişiler arası duyarlılık, depresyon, anksiyete, stres ve yaşam doyumu değişkenleri ile anlamlı ve beklenen yönde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, Utandıran Diğeri Ölçeği-2’nin Türkçe formunun dışsal utancı ölçmek için kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermektedir. Bu yönüyle, Utandıran Diğeri Ölçeği-2’nin dışsal utanç duygusuna odaklanacak ileriki çalışmalar için alanyazına önemli bir katkı sunacağı düşünülmektedir.
EN
Self-conscious emotions arise as a result of the individual’s evaluation of her/his behaviors as good or bad and require a certain level of self-awareness. Shame is accepted as a self-conscious emotion and external shame, one of the dimensions of shame, is associated with how other people evaluate the self of the individual. In this study, the Other as Shamer Scale-2, which measures external shame experience of a person that results from others’ evaluation about oneself, was adapted to Turkish. The sample consisted of 403 participants (266 females, 137 males; Mage. = 23.38, SD = 6.50). Questionnaire package included the Turkish version of the Other as Shamer Scale-2 as well as Demographic Information Form, Rosenberg Self-Esteem Scale, Depression, Anxiety and Stress Scale, Trait Guilt and Shame Scale, Interpersonal Sensitivity Scale, and Satisfaction with Life Scale. The results of the exploratory factor analysis demonstrated that the Turkish version of the Other as Shamer Scale-2 had a single factor structure with seven items as consistent with the original scale. The adapted scale demonstrated good internal consistency (α = .85). In terms of validity, the Turkish form was significantly correlated with guilt, shame, interpersonal sensitivity, depression, anxiety, stress, and life satisfaction in expected directions. Overall, the Turkish version of the Other as Shamer Scale-2 was found to be a reliable and valid measure of external shame. In this respect, it is considered that the Other as Shamer Scale-2 will make an important contribution to the literature for future studies that will focus on external shame.

Notlar Tam Metin (PDF)

[ÖZGÜN MAKALE] Aleksitimi düzeyi farklılaşan üniversite öğrencilerinde duygu yüklü kelimelerin açık ve örtük bellek üzerindeki etkileri
Effects of emotional load of words on explicit and implicit memory in university students who have a different level of alexithymia
Gizem Özkol, Gün Pakyürek
Geliş tarihi: 28.04.2020, Kabul tarihi: 25.09.2020
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000034 Pages: 27-38

Özet | Abstract

TR
Çalışmanın amacı kelimelerin duygusal yükünün (olumlu, olumsuz ve nötr) aleksitimi düzeyi düşük ve yüksek olarak farklılaşan bireylerde açık ve örtük bellek performansları bakımından incelenmesidir. Çalışmanın örneklemini ilk aşamada Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’nde lisans düzeyinde öğrenim gören, yaşları 18 ile 26 arasında değişen (Ort. = 20.48, S = 1.73) 381 katılımcı; ikinci aşamada ise yaşları 18 ile 26 arasında değişen (Ort. = 21.07, S = 2.21) 95 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara ilk aşamada Demografik Bilgi Formu ve Toronto Aleksitimi Ölçeği uygulanmıştır. Aleksitimi puanlarına göre düşük ve yüksek düzey puanlarını sağlayan katılımcılar ikinci aşamaya davet edilmiş ve bu aşamada örtük bellek görevi olan kelime kökü tamamlama (KKT) ve açık bellek görevi olan serbest hatırlama (SH) uygulanmıştır. Yapılan 2 (Aleksitimi Düzeyi: düşük ve yüksek) x 3 (Kelimelerin Duygusal Yükü: olumlu, olumsuz, nötr) faktörlü ANOVA’ya göre açık bellek testinde aleksitimi düzeyi açısından anlamlı fark bulunmuştur. Aleksitimi düzeyi yüksek katılımcılar düşük katılımcılara göre daha az kelime hatırlamışlardır. Nötr kelimelerde aleksitimi düzeyine göre anlamlı bir farklılık bulunmazken; aleksitimi düzeyi yüksek grup aleksitimi düzeyi düşük gruba göre olumlu ve olumsuz kelimeleri nötr kelimelere kıyasla daha az hatırlamıştır. Örtük bellek performansı açısından aleksitimi düzeyi ve kelimelerin duygusal yükü ortak etkisi anlamlı bulunmamıştır. Bulgulara göre aleksitimi düzeyinin açık bellek üzerinde bir bozulmaya yol açtığı fakat örtük bellek üzerinde bir bozulmaya yol açmadığı görülmüştür. Aleksitimi düzeyinin açık bellek ve örtük bellek görevlerinde duygu yüklü kelimeleri hatırlama performansındaki etkisi bellek artırım etkisi ve ilgili alanyazın bağlamında tartışılmıştır. 
EN
The aim of this study was to investigate the effect of emotional load of words (positive, negative and neutral) on explicit and implicit memory performances of participants with low and high alexithymia levels. The sample of the study consisted of 381 participants who were undergraduate students studying at Aydın Adnan Menderes University (M = 20.48, S = 1.73), with the age range between 18 and 26, and the second stage was consisted of 95 participants (M = 21,07, S = 2.21) with the age range between 18 and 26. Demographic Information Form and Toronto Alexithymia Scale were applied to the participants at the first stage. Participants who obtained one standard deviation below and above from Toronto Alexithymia Scale were invited to the second stage. Then the word completion task (implicit memory task) and free recall task (explicit task) were applied. The experimental design was 2 (Alexithymia Level: low and high) x 3 (Emotional Use of Words: positive, negative, neutral) mixed ANOVA. The results showed significant difference between low and high alexithymia on explicit memory task. Participants with high levels of alexithymia remembered fewer words than those with low levels. There was no significant difference in neutral words on the main effect of emotional load according to alexithymia level. However, the group with high alexithymia remembered positive and negative words less than neutral words as compared to low alexithymia group. There was no significant difference in implicit memory performance according to interaction effect of alexithymia level and emotional load. Findings showed that high alexithymia level caused a deterioration on explicit memory but did not cause an impairment on implicit memory. The effect of alexithymia level on performance of remembering emotional words in explicit memory and implicit memory tasks was discussed in the light of emotional memory enhancement effect and related literature.

Notlar Tam Metin (PDF)

[ÖZGÜN MAKALE] Öz-eleştirel Ruminasyon Ölçeği’nin Türkçeye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi
Adaptation of Self-Critical Rumination Scale into Turkish and investigation of its psychometric properties
Özge Erarslan İngeç, Zeynep Akyüz, Adviye Esin Yılmaz Samancı
Geliş tarihi: 24.07.2020, Kabul tarihi: 26.09.2020, Online yayımlanma tarihi: 21.03.2021
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000035 Pages: 39-51

Özet | Abstract

TR
Son yıllarda yapılan araştırmalarda öz-eleştirel ruminasyon ayrı bir ruminasyon türü olarak tanımlanmış ve Öz-eleştirel Ruminasyon Ölçeği (ÖERÖ; Self-Critical Rumination Scale) geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı ÖERÖ’yü Türkçeye uyarlamak ve psikometrik özelliklerini incelemektir. Çalışmanın ilk aşamasında 248 katılımcıya ÖERÖ ve öz-eleştirel ruminasyonla ilişkili yapıları değerlendiren ölçüm araçları uygulanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında ÖERÖ’nün faktör yapısını doğrulamak amacıyla 250 katılımcıdan oluşan farklı bir örneklemden elde edilen veriler incelenmiştir. Yürütülen açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ölçeğin tek faktörlü bir yapı sergilediğini göstermektedir. Güvenirlik analizlerinde ölçeğin iç tutarlık ve test-tekrar test katsayıları yüksek bulunmuştur. Ayrıca, ölçek maddelerinin düşük ve yüksek öz-eleştirel ruminasyona sahip kişileri birbirinden ayırt edebildiği görülmüştür. Geçerlik analizleri sonucunda ölçeğin öz-eleştirel ruminasyonla ilgili yapılarla (örn. öz-eleştiri, tekrarlayıcı düşünme, üstbilişler) anlamlı ve beklendik yönde ilişkiler gösterdiği ve öz-eleştirel ruminasyon düzeyi düşük ve yüksek olan kişilerin ölçüt olarak seçilen klinik değişkenlerden (depresyon, anksiyete, stres) elde ettiği puanlar arasında anlamlı bir farklılık olduğu ortaya konulmuştur. Ölçeğin artımsal geçerliğini destekler şekilde, öz-eleştirel ruminasyonun öz-eleştiri ve tekrarlayıcı düşünme düzeyleri kontrol edildikten sonra dahi depresyon ve anksiyete belirtilerini anlamlı olarak yordadığı bulunmuştur. ÖERÖ’nün Türkçe formunun özgün formu ile benzer psikometrik özellikler sergilediği ve ülkemizde yürütülecek çalışmalarda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu görülmektedir.
EN
In recent years, self-critical rumination has been defined as a separate rumination type and the Self-Critical Rumination Scale (SCRS) has been developed. The aim of this study was to adapt SCRS into Turkish and to examine its psychometric properties. In the first stage of the study, SCRS and other instruments that evaluate structures related to self-critical rumination were administered to 248 participants. In the second stage which was conducted to confirm the factorial structure of the SCRS, different data including 250 participants were examined. As a result of the exploratory and confirmatory factor analyses, the scale was shown to exhibit a single factor structure. In reliability analyses, internal consistency and test-retest coefficients of the scale were found high. In addition, scale items were found to be able to distinguish between individuals with low and high self-critical rumination. Validity analyses showed that the scale had significant and expected relationships with the structures related to self-critical rumination (e.g. self-criticism, repetitive thinking, metacognition). Also, it was shown that the scores obtained from the clinical variables chosen as criterion variables (depression, anxiety, stress) were significantly different between participants whose self-critical rumination scores were low and high. In support of the scale’s incremental validity, it was found that self-critical rumination significantly predicted depression and anxiety symptoms even after controlling for the levels of self-criticism and repetitive thinking. The Turkish version of the SCRS has similar psychometric properties to its original form and is a valid and reliable measure that can be used to measure self-critical rumination in our country.

Notlar Tam Metin (PDF)

[OLGU SUNUMU] Akademik erteleme sorunlarının psikanalitik kendilik psikolojisi açısından incelenmesi: Bir vaka çalışması
Investigation of academic procrastination problems from the perspective of psychoanalytic self-psychology: A case study
Kutlu Kağan Türkarslan, Deniz Canel Çınarbaş 
Geliş tarihi: 15.06.2020, Kabul tarihi: 14.07.2020, Online yayımlanma tarihi: 01.12.2020
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000030 Pages: 52-65

Özet | Abstract

TR
Günümüzde pek çok öğrencinin temel sorunlarından biri olan akademik erteleme davranışı, kökeninde çok çeşitli etmenlerin bulunduğu sorunsal bir olgudur. Akademik ertelemenin; akademik başarı, genel not ortalaması, final sınav notları, özsaygı ve öz yeterlilik hisleri gibi değişkenler ile olumsuz bir ilişkisi olduğu bilinmektedir. Genel olarak erteleme davranışlarının öz-kontrol zorluklarından ve yapılacak görevin caydırıcılığından kaynaklı olduğunu düşünülmektedir. Ancak araştırmacılar bu etkenlere yönelik müdahalelerin her zaman istenilen başarıyı sağlayamadığını belirtmişlerdir. Psikodinamik yaklaşımı benimseyen araştırmacılar ve klinisyenler ise zihinsel çatışmaların erteleme davranışlarında oynadığı rolleri ön plana çıkarmaya çalışmışlardır. Güncel alanyazın erteleme davranışlarının duygudurum ve özsaygı düzenlemede yaşanan sorunlardan kaynaklanıyor olabileceğini belirtmektedir. Bu çalışmada akademik erteleme şikâyeti olan bir üniversite öğrencisi ile yürütülen psikoterapi süreci aktarılmıştır. Psikoterapi süreci ve kuramsal tartışmalar, Heinz Kohut’un psikanalitik kendilik psikolojisi yaklaşımı üzerinden gerçekleştirilmiştir. Psikanalitik kendilik psikolojisi, modern psikanalitik kuramlardan bir tanesi olmakla beraber psikanalizin odağındaki dinamik çatışmalara yönelik vurguyu, kişinin özsaygısını düzenlemek ve kendiliğini ortaya çıkarmakta yaşadığı zorluklara kaydırmaktadır. Bu makalede öncelikli olarak erteleme ile ilgili genel ve klinik alanyazın gözden geçirilmiş, daha sonra uygulanan psikoterapi yaklaşımının kuramsal altyapısı anlatılmış ve son olarak vaka, büyüklenmeci kendilik ve ülküleştirme aktarımları gibi psikanalitik kendilik psikolojisi kavramları üzerinden incelenerek tartışılmıştır.
EN
The phenomenon of academic procrastination, which is one of the major problems of the students nowadays, derives from many different factors. It is well known that there is a negative relationship between academic procrastination and academic success, grade point average, final exam scores, and the sense of self-esteem and self-efficacy. It is generally accepted that procrastination is a result of difficulties in self-control and task aversiveness. On the other hand, researchers and clinicians in the psychodynamic approach stress the role of procrastination in mental conflicts. Current literature shows that academic procrastination behaviors can stem from affect and self-esteem regulation problems. In this case study, the psychotherapy process of an academic procrastinator university student, which was conducted with the perspective of Heinz Kohut’s psychoanalytic self-psychology, was introduced. Being one of the modern psychoanalytic theories, psychoanalytic self-psychology shifts the emphasis from dynamic conflicts in psychoanalysis to difficulties in self-esteem regulation and self-actualization. In this article, general and clinical literature on procrastination was reviewed, then the theoretical background of the psychotherapy was represented, and finally, the case was analyzed and discussed in this context.

Notlar Tam Metin (PDF)

[DERLEME] Bağlanmanın nesiller arası aktarımını açıklayan güncel yaklaşımlar: Ebeveyn mentalizasyon kapasitesi
The recent perspectives on the intergenerational transmission of attachment: Parental reflective functioning
Yasemin Kahya
Geliş tarihi: 13.06.2020, Kabul tarihi: 18.08.2020
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000032 Pages: 66-78

Özet | Abstract

TR
Güncel metaanaliz çalışmaları, bağlanmanın nesiller arası aktarımının görgül destek alan bir olgu olduğunu göstermeye devam etmektedir. Alanyazında, ebeveynin bağlanma temsillerinin bebeğin bağlanma organizasyonuna aktarımı, genellikle ebeveyn duyarlığı ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Öte yandan, bağlanmanın nesiller arası aktarımında ebeveyn duyarlığı tarafından açıklanan varyans düşük olduğu için alanyazın aktarımda boşluğa dikkat çekmektedir. Bu çerçevede mevcut makalenin amacı, bağlanmanın nesiller arası aktarımı olgusuna yönelik güncel yaklaşımları derlemektir. Bu amaç dahilinde alanyazında yer alan çalışmaların sistematik olmayan şekilde taraması yürütülmüş ve klasik ile güncel bağlanma çalışmalarına yer verilmiştir. Gözden geçirilen alanyazın, bağlanmanın nesiller arası aktarımını açıklayan çalışmaların ebeveyn duyarlığı incelemelerinin ötesine gitmeye ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Bu çerçevede, ebeveyn mentalizasyon kapasitesi, bağlanmanın nesiller arası aktarımını açıklamak için ön plana çıkan değişkenler arasında yer almaktadır. Ancak, alanyazındaki çalışmaların bağlanmanın nesiller arası aktarımını hem ebeveyn duyarlığı hem de ebeveyn mentalizasyon kapasitesi ile bir arada incelemede sınırlı kaldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, aktarımı ebeveyn duyarlığı ve mentalizasyon kapasitesi çerçevesinde inceleyen çalışmalar, genel olarak etkileşimdeki görünür davranışlara, yani bebeğin doğrudan ne deneyimlediğini gösteren etkileşim incelemelerine, odaklanmakta sınırlı kalmaktadır. Sonuç olarak mevcut derleme, aracı ve düzenleyici değişkenler açısından bağlanmanın nesiller arası aktarımını inceleyen modellerin kapsamının genişlemesi gerektiğine ışık tutmaktadır. Uygulamaya yönelik doğurgular, ebeveyn-bebek arasındaki etkileşimlerin niteliğine ve ebeveyn mentalizasyon kapasitesine odaklanan müdahale çalışmalarının, güvensiz bağlanmanın nesiller arası aktarımını önleyebileceğine işaret etmektedir.
EN
The recent meta-analytic work continued providing evidence on the intergenerational transmission of attachment. In the literature, the intergenerational transmission of attachment has been generally explained by parental sensitivity. On the other side, gap in the intergenerational transmission of attachment has been highlighted since the explained variance by parental sensitivity is low. In this regard, the purpose of the present article was to review the recent perspectives on the intergenerational transmission of attachment. Therefore, available research in the literature was reviewed in a non-systematical way, and both pioneer and recent attachment studies were included in the review process. Reviewed literature pointed out that research on the intergenerational transmission of attachment explaining transmission with parental sensitivity should be expanded. In this regard, parental reflective functioning is among the prominent constructs to explain the intergenerational transmission of attachment. However, research on the intergenerational transmission of attachment including both parental sensitivity and reflective functioning constructs together is scarce. Furthermore, transmission research on parental sensitivity and reflective functioning lack of examining the interactional behavioral indicators, or antecedents in transmission, showing what the infant experience in the interactions. As a result, the current review showed required expansions in the intergenerational transmission of attachment models. Clinical implications also indicated that intervention/prevention studies on the quality of parent-infant interactions and parental refection functioning would be halting the intergenerational transmission of insecure attachment.

Notlar Tam Metin (PDF)

[DERLEME] Çevrimiçi sağlık arama davranışı (siberkondri) üzerine bir gözden geçirme
A review on online health search behavior (cyberchondria)
Erdi Bahadır
Geliş tarihi: 15.05.2020, Kabul tarihi: 14.08.2020
https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000031 Pages: 79-85

Özet | Abstract

TR
İnternetin kişilerin fiziksel ve ruhsal sağlıkları üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır. Siberkondri, kişilerin çevrimiçi ortamda sağlıkları ile ilgili aşırı ve tekrarlayan şekilde bilgi edinme davranışı olarak tanımlanmıştır. Önemli bir sorun olarak siberkondri, psikoloji alanyazınında son yıllarda incelenmektedir. Siberkondri davranışının oluşmasında kişinin sağlık endişesinin artması ile birlikte internet üzerinden sağlık bilgileri için yapılan araştırmalar etkilidir. Bu durum günlük işlevselliğin bozulmasına neden olabileceği gibi, güvenlik arayışı olarak internete yönelim artacak ve sürekli bir davranış kalıbı haline gelebilecektir. Siberkondri için yatkınlaştırıcı ve tetikleyici faktörlerin başında sağlık kurumlarına güvensizlik, bedensel duyumların yanlış yorumlanması, medya etkisi, düşük eğitim seviyesi gibi değişkenler gelmektedir. İnternet ortamında bilginin çabuk yayılması, bilimsel gelişmelerin hızı, devlet destekli bilgilendirme ve yardım sitelerinin artması, internetin ücretsiz ve kolay bilgi için kaynak olması, ilaç şirketleri ve özel sağlık sigorta kurumlarının politikaları, medyada sağlıklı olmanın pekiştirilmesi gibi faktörler ise siberkondri davranışının sürdürülmesinde etkilidir. Siberkondri; sağlık anksiyetesi, obsesif- kompülsif bozukluk, somatizasyon bozukluğu gibi psikopatolojilerle ve problemli internet kullanımı gibi farklı sorunlarla birlikte görülmektedir. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin çok hızlı şekilde gerçekleştiği yüzyılımızda, bu gelişmelerin olumsuz sonucu olarak siberkondri gibi yeni sorunların daha detaylı incelenmesi ve günlük işlevselliği etkileyen sonuçları için etkili tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesi önemli görülmektedir.
EN
The internet has negative effects on people’s physical and mental health. Cyberchondria has been defined as the behavior of people to obtain information about their health online in an excessive and repetitive way. As a major problem, cyberchondria has been studied in recent years in the psychology literature. An increase in a person’s health anxiety and search for health information on the internet are responsible for cyberchondria behavior. This may cause the corruption of daily functionality, as well as increase orientation to the internet as a search for security and become a continuous behavior pattern. Variables such as insecurity to health institutions, misinterpretation of bodily sensations, media influence, and low education level are among the predisposing and precipitating factors for cyberchondria. Factors such as the rapid dissemination of information on the internet, the speed of scientific developments, the increase of state-supported information and aid sites, the internet is a resource for free and easy information, the policies of pharmaceutical companies and private health insurance institutions, and the reinforcement of being healthy in the media are effective in maintaining the behavior of cyberchondria. Cyberchondria shows comorbidity with different psychopathologies such as health anxiety, obsessive-compulsive disorder, somatization disorder, and problematic internet use. In our century, in which scientific and technological developments are taking place very quickly, a good understanding of new problems such as cyberchondria as a negative output of these developments is considered important in knowing the concept and developing treatment approaches.

Notlar Tam Metin (PDF)